some_text

“Ruh iklimimin ana damarı Konya”

24 January 2014 -
20140124-205023.jpg

Konya Yenigün, 24.01.2014

İstanbul’un 30. Belediye Başkanı olan Ali Müfit Gürtuna (61), “Ortaokul yıllarında Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi’nin vaazlarına giderdim. Ruh iklimimin ana damarı, Konya’dan beslenmiştir. Konyalılığım, laftan ibaret değildir. Haftada bir gün etliekmek günümüz vardır” dedi.

Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, Yenigün Gazetesi okurları için, bizi İstanbul Levent’teki bürosunda misafir etti. Konya’dan gelmemiz hasebiyle, bize ayrı bir ilgi ve alâka gösteren Gürtuna, “Ben Konyalılığı çok önemserim. Konyalılığım sadece laftan ibaret değildir. Bir bilinç halidir. Konya, dünyanın özetidir” diyor.

Ali Müfit Gürtuna kimdir?

Karaman iline bağlı Ermenek doğumluyum. İlkokul ve ortaokulu Konya’da tamamladım. Liseyi İstanbul Pendik’te okuyarak, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Üniversite öğrenciliği yıllarında gazetecilik mesleğini ifa ettim. 1977 yılında Parlamento’da TRT Muhabiri olarak görev yaptım. Muhabirlikten sonra Anavatan Partisi’yle (ANAP) siyasete girdim. 1984 – 1989 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği ve Meclis Başkan Vekilliği görevlerinde bulundum. Daha sonra siyasete biraz ara vererek 1994 yılına kadar serbest avukatlık yaptım. 94 seçimlerinde Refah Partisi’nden tekrar siyasete girerek, Büyükşehir Meclis Üyeliği’ne seçildim. 1998 senesinde İstanbul’un 30. Büyükşehir Belediye Başkanı oldum. 1 Nisan 2004’te de başkanlığı bırakarak, siyasetten uzaklaştım. 6 kardeşiz.

- Siyasetçi olmak gibi bir arzunuz mu vardı?

Evet. Bir arzuydu benim için. Ortaokul yıllarında çok okuyan ve yazan birisiydim. Ülke meselelerine ilgi duyup, kafa yoran bir yapım vardı. Sorumluluk taşıyan, misyon yüklenen bir gençtim. Üniversite sonrası, 1980 ihtilalinin siyaseti yeniden şekillendirdiği bir döneme denk geldi. Ben de o yıllarda siyasetin içerisine girdim.

- Geçmişinizde bir de gazetecilik serüveniniz var. Bu serüven nasıl başladı?

Gazeteciliğimiz üniversite yıllarından. Böyle senin gibi genç bir muhabirdik. Ankara’daki gazetelerde işe başladım. Hevesliydik muhabirlik yapmaya. Büyük bir şevk ve heyecanla işimi yapardım.

- Gazetecilik yaptığınız süre zarfında hiç unutamadığım dediğiniz bir olay var mı?

Var. Mesela hiç unutmuyorum, İsmet İnönü’nün vefatının ardından bir tören düzenlendi. Cenaze töreni çok kalabalıktı. Yanlış hatırlamıyorsam Aralık ayı idi. Hava biraz serindi. Üzerimde bir palto vardı. Yeni de almıştım. Tören bittiğinde farkına vardım. Yeni aldığım paltomun dikişleri sökülmüş, paramparça hale gelmiş. O an anladım ki, uğraştığım işin heyecanı, mesleğime duyduğum muhabbet, paltomun yırtılmasını hissettirmedi. (Gülüyor).

“PİŞE PİŞE GELDİM”

- Bugünlere gelebilmek için çok zorluk çektiniz mi?

Hiçbir bir başarı tesadüf değildir. Başarıları tesadüflere endekslerseniz sonuç gelmez. Çok küçük yaşlardan beri hep millete hizmet duygularıyla yetiştim. Genetiğim, hücrelerim bile bu duygularla örüldü. Onun için hedefimde büyük işadamı olma ideali yoktu. Çocukluğum, bir dava adamı olma duygusuyla geçti. Bugünlere adım adım, pişe pişe geldim.

- Babanız ne iş yapardı?

Babam ticaret ile uğraşırdı. Konya ve Karaman’da duvar yastıkları, halı – kilim, çeyiz sandıkları gibi çeşidi bol olan bir ticaretin içerisindeydi.

- Şu anda Ermenek’le bir bağınız var mı?

Konya’da, Karaman’da, Ermenek’te akrabalarımız var. Çok sık gidip gelemezsem de haberleşmemiz devam ediyor.

‘KONYA, DÜNYANIN ÖZETİ’

- Konyalılık yönünüz var mıdır?

Tabii ki de vardır. Ben Konyalılığı çok önemserim. Çünkü Konyalılık bir coğrafyaya bağımlılığın çok ötesinde bir şeydir. Yani Konyalılığım bir bilinç halidir. Konya dendiği zaman akla bir medeniyet havzası gelir. Bir medeniyetin büyütüldüğü beşik akla gelir.

Dünya insanlığının özü Anadolu’da oluşmuştur. Ve bunun da en temeli Konya’dır. Bir kap sıcak yemeğin ilk piştiği yer, yine Konya’dır. Anadolu, bir medeniyet beşiği ama Konya bunların içerisinde hepsinin özeti gibi. Atalarımla iftihar ediyorum, ırkçılık anlamı çıkmasın buradan, Konya dendiği zaman her ilçesi, her kasabası bir Türk boyunu yansıtır. Bütün Türk boylarının örneğini Konya ve çevresinde görürsünüz. Her köyü, bir müzedir. Konyalılığım sadece laftan ibaret değildir. Konyalılık bilincini yaşayan ve yaşatmak isteyen biri olarak bunları söylüyorum. Her Konyalı’nın bir misyonu var, bunu unutmamak lazım.

- Karşıdan biri gelse, konuşmasını dinlesiniz, ‘haa bu Konyalı’ der misiniz?

Yüzde 95 ihtimal anlarım. Bir ara koruma olarak yanıma bir arkadaş verdiler. Daha gelir gelmez enerjisinden hissettim, ‘nerelisin?’ diye sordum, ‘Konyalıyım’ dedi. (Gülüyor). Şivesi, davranışı, tipi, aynı Konyalı. Bende zaten böyle bir merak vardır. İnsanlara baktığım zaman fiziki görüntüsünden yüzde 50 kategorize edebiliyorum. E konuşunca da geri kalan yüzde 50’yi tamamlayabiliyorum. (Gülüyor).

- Çocukluk dönemizde geçim sıkıntısı yaşadınız mı?

Çok değil. Biz sonuçta ticaret ile uğraşan bir aile olduğumuz için çok geçim sıkıntısı yaşadık diyemeyeceğim. Fakirlik edebiyatı da yapmak istemiyorum. Zaten o zamanlar herkesin hayatı birbirine yakındı. Bu da bizim kültürümüzün bir parçası. Zengini de, fakiri de, bir mahallede yaşardı. Yani zengin, fakirin halini görüyor, yardım ediyordu.

‘Diş kirası’ diye bir kavram vardır. Konya’da iyi bilinir bu. Mahallenin zengini, fakirleri davet eder, onlara yemek ikramı yapar. Onları uğurlarken de, hediyeler takdim eder. O esnada da der ki, “Davetime icabet ettiniz. Dişinizi benim yemeğim için kiraladınız, zahmet ettiniz, onun karşılığı olarak ben de size bu hediyeyi veriyorum, lütfen kabul edin” diye ricada bulunur. Şimdi tabii böyle değerler kalmadı.

“SİSTEM MİLLİ DEĞERLERİ VERMİYOR”

- Peki ne değişti Ali bey?

İnançları, değerleri yok eden, popüler kültür dediğimiz bir kavram girdi hayatımıza. Milli kültürümüzü iyi koruyamadığımız için aşındık. Eğitimim sistemimiz, milli değerleri vermiyor. İnsanlara özgüven aşılamıyor. Özgüvensiz nesiller oluşturuyor. Diploma vermek bir şey değil. Diplomanın içinin dolu olmasının yanında hem kültür olarak hem birikim olarak ekonomik karşılığı olması lazım. Adam üniversiteyi bitiriyor ama hem maddi hem de manevi karşılığı yok ki. Lise mezunlarının yüzde 80’ni meslek lisesi çıkışlı olması lazım.

- Konya kültürüne ne kadar vakıfsınız? Mesela bir arabaşı çorbasını bilir misiniz?

Bilir misiniz ne demek? Arabaşı özellikle kışın hemen hemen her hafta soframızda olur. Ermenekli olarak batırığı, saç böreğini sürekli tüketiriz. Haftada bir gün ailecek etliekmek günümüz vardır. Damak tadımız, Konya’ya göre şekillenir. Dolayısıyla bizim çocuklarımızda bu kültürle yetişiyor. Her yöre kendi yerel değerlerini yaşatmalı.

- Millete hizmet illa siyaset ile mi mümkün? Elbette ki başka türlü de olabilirdi. Neden siyaset yolunu seçtiniz?

Ortaokuldan itibaren bir arkadaş grubum oldu. Çalışkan bir öğrenciydim. Çok okuyordum. Siyasi atmosferin içerisindeydik. 1960’lı yılların başında Necip Fazıl’ı konferanslara getirirdik. Kapu Camii’inde, Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi’nin vaazlarına giderdim. Ruh iklimimin ana damarı, Konya’dan beslenmiştir. Onun için siyasi atmosferin bu yapısı, bizim ilgimizi beraberinde getirdi. Bu da ister istemez bir tavrı oluşturuyor. O tavrımız da bizi siyasete sürükledi.

- Geriye dönüp baktığınızda, ‘keşke siyasete hiç girmeseydim’ dediğiniz oluyor mu?

Asla. Genelde hizmet ettiğim için mutluyum. İstanbul’a hizmet etmek çok büyük bir şeref. Namusumuzla hizmet etmeye çalıştık. Ne ailemin ne de hemşehrilerimin boyunlarını büktürmeden görevimizi ifa ettik. Şu anda da şartlar el verirse ülkeme hizmet etmeye hazırım.

“HİÇBİR ZAMAN DARDA KALMADIM”

- Yapı olarak çok inançlı ve azimli biri misinizdir?

İnandığım doğrudan asla vazgeçmem. Dirayetli olmam, babamdan geçen bir özellik. Annem çok inançlı biriydi. İlkokuldan itibaren her sabah ezanı vaktinde bizi kaldırıp camiye gönderirdi.

- Herhangi bir problem ile karşılaştığınızda o anki ruh haliniz ne olur?

Allah var, keder yok derim. (Gülüyor). Bir kul olarak elimizden geleni yapmakla mükellefiz. İnançsız bir insan gibi elimden geleni yaparım. Son nokta tevekküldür. Ve inanın, hiçbir zaman darda kalmadım. Allah’a sonsuz şükürler ediyorum. Önemli görevlerden geçtik. Bizi boğmak isteyen çok çevreler oldu. Ama hep Allah’ın yardımını hissetim. Arkadaşlarıma da tavsiyem, boğazınızdan haram lokma geçmediği müddetçe korkmayın.

- Siz, şahsınız adına geçmediğine inanıyor musunuz?

Geçmediği düşüncesini taşıyorum. Bize gelen hediyeleri bile dağıttım. Ranta asla izin vermedim.

- 2004 yılında Belediye Başkanlığı göreviniz son buluyor. Niye devam ettirmediniz?

Aday olmadım. Aday olmamı sağlayacak bir ortamı görmedim.

- Yani Sayın Başbakan ile ters düşme durumu olmadı, öyle mi?

Yok, olmadı. Bağımsız kaldım. Hiçbir siyasi partiye yanaşmadım.

- Hobilerinizi öğrenebilir miyim?

Okumayı çok severim. Hatta eşim, bana serzenişte bulunur. ‘Yolda bir gazete görsen alıp onu okumadan geçmezsin’ gibi. Kayak, yüzme, diğer bireysel sporlar ile ilgilenirim. Koleksiyon meraklısıyım. Tespih ve cep saati koleksiyonum var.

- Nereden geliyor bu koleksiyonculuk merakı?

Gençliğimde çok severdim köstekli saatleri. Hat, tezhip, ebru sanatlarını ayrı bir merakım var. Başkanlık sonrası yapmak istediğim iki husus vardı. Biri fotoğrafçılık biri de ebru idi. Ama fırsat olmadı.

- Şu an için ne yapıyorsunuz? Aktif bir çalışmanız yok herhalde.

Evet, yok. Konferanslar oluyor, onlara gidiyoruz.

- Tekrar siyasete girme gibi bir düşünceniz var mı?

Nasip meselesi. Hizmet vesile olursa, gireriz. Ama mevki, makam için değil. Her siyasi partinden teklif geliyor. İnandığım değerler doğrultusunda hizmet vermek istiyorum. Mevki için hizmetsizlik ve harama bulaşmak istemiyorum.

- Çok gezer misiniz?

Evet, hareketi severim. Dünyanın birçok yerine gittim.

“BU MİLLET, BEDELİNİ ÖDEYECEK”

- Siyasetçi olarak sizi etkileyen isimler var mı?

Yakın geçmiştekilere bakarsak, Turgut Özal ve Necmettin Erbakan Hoca’yı söyleyebilirim. Rahmetli Erbakan Hoca, projelere dayalı bir adamdı. Kafası hizmet dolu bir insandı. Kendisiyle sürekli birlikte olduk. Benim hem başkanım hem de manevi ağabeyimdir. Hoca, aynı zamanda çok nazik birisidir de. Mesela, içeri girersin, ayağa kalkar, ceketini düğmeler. Bu çok önemli bir şey. Bir yandan da otoritesi olan bir adam. Özal da, Hoca da, tam bir dava adamıydı. Bu millet ikisine de sahip çıkmamanın bedelini ödüyor ve ödeyecek. Eğer Erbakan Hoca hükümetine sahip çıkılsaydı, bugün Türkiye’de fakirlik diye bir kavram olmazdı.

- Konyalılara mesajınızı sorsam, neler söylemek istersiniz?

Konya, hem coğrafi açıdan hem de tarihi yönüyle özel bir misyona sahip. Her Konyalı, bu bilinci taşımalı. Şehrin sahip olduğu bu misyon, her türlü siyasi ve ideolojik görüşün üzerindedir. Bu misyona sahip çıkılmalıdır.

- Konya’da yaşamak ister miydiniz?

Tabii ki de isterim. En azından belli bir dönem için. Hazreti Mevlana’nın ve diğer gönül sultanlarının manevi ikliminden feyizlenmek, Selçuklu’nun muhteşem mimarisini idrak etmek, o iklimi solumak bir ayrıcalıktır.

- Son olarak gençlere tavsiyelerinizi öğrenebilir miyiz?

Kendilerini iyi yetiştirsinler. Bir kariyer planı yapsınlar. Mutlaka imaj yönetimi oluştursunlar. Yani insanlar sizi nasıl tanımalı? Entelektüel birikim sahibi olsunlar.

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }