some_text

Kanal İstanbul Projesi Değerlendirme

24 December 2012 -

İstanbul’un, gerek nüfus, gerekse diğer sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik göstergeler bakımından ülkemizin en önemli ve en büyük şehri olduğu malumumuzdur.

Kafkas, Balkan ve Ortadoğu ekseninde politik ve stratejik açıdan büyük öneme sahip bu eşsiz şehrin planlanması, yaşamsal koordinatlarının öngörülen projelerle yeniden dizayn edilmesi; bu yapılırken de akılcı yaklaşımlarla, savurganlıktan uzak, gerçek ihtiyaçlar doğrultusunda hareket edilmesi son derece önemlidir.

1999 yılında uzun soluklu bir bakış açısı ve eylem planı olarak hazırlanan ‘2023 İstanbul Vizyonu’ çizgisi ile sorunlarla boğuşan değil, dünya ile yarışan bir İstanbul’un inşası başlatılmıştı.

Ancak öngörüler ve çalışmalar İstanbul’un nüfusunun artmaması kaydıyla idi.

Kentimizi yaşanılmaz hale getiren plansızlık, kontrol ve denetim dışı kent yönetimi İstanbul’u düşünenlerin önüne tarihi bir sorumluluk koyuyor.

2004 yılında İstanbul’un yeni yönetimine; nüfus artışını değil, yaşam kalitesindeki artışı esas alan “Yöneten Şehir” anlayışı ile 2023 vizyonunu ortaya koyan bir yol haritası ve eylem planı devredilmişti. Ne yazık ki bu hedeften vazgeçilmiş, tam tersi bir yöne sapılmıştır. Bu durum ve tutum içler acısıdır, iç yakıcıdır.

İstanbul tam manasıyla krize doğru sürükleniyor. Türkiye`nin sanayi, finans ve ticaret şehri hiç uzak olmayan bir vadede kaosa yuvarlanma tehlikesiyle karşı karşıya.

Ülkemizi her bakımdan sırtında taşıyan bu imparatorluklar başkenti çözümsüzlüğün eşiğine kadar gelmiştir.

Başbakan tarafından açıklanan “Kanal İstanbul” projesi ile İstanbul’da yeni bir Boğaz kanalı açılması ve kanal çevresinde yeni yerleşim alanları oluşturulması ile İstanbul’un sorunlarının çözüleceği planlanıyor.

Sözü edilen Kanal İstanbul projesinin İstanbul’un felaketi olmaması için tüm fizibilite etütlerinin; şehircilik, imar, çevre, jeolojik ve ekonomik açıdan son derece titizlikle yapılması ve açıklanması gerekir.

Şu aşamada ancak tereddütlerimizi ve çekincelerimizi ifade edebiliriz.

İstanbul’da artık kronikleşen yaşamsal problemlere çözüm üretilmesi adına, yeni sorunları beraberinde getirecek bir projeye temkinli yaklaşılması gerekir.

Esas olan Türkiye’ye toplu bakış açısı ve bütüncül yaklaşımdır.

İstanbul’un sorunlarını çözmek üzere atılan adımlarda çalışmalara İstanbul’a göçü önlemenin kademelerinden başlamak gerekir.

İnsanları kaynağında yaşatmak en önemli ilke olmalıdır. İnsanlara yaşadıkları yerde hayatlarını idame ettirecek şartlar sağlanırsa halk zaten yaşadığı yerde kalacaktır.

Bölgesel çekim merkezleri oluşturulmasıyla İstanbul’un yükünün belli alanlara kaydırılması gerekir. Bölgesel önem ifade eden birçok ilimizi çekim merkezi haline getirmeliyiz. Bunlar turizm alanları olabilir. Serbest ticaret alanları olabilir.

Türkiye’nin değişik bölgelerinde yeni çekim alanları, yeni cazibe merkezleri üretilmelidir. Bölgesel merkezler ve İhtisas Kentleri kavramı hayata geçirilmelidir.

Kanal İstanbul projesi gibi İstanbul’a olan nüfus akınını daha da artıracak projeler yerine, İstanbul’un şehir vizyonunun korunması hedeflenmelidir. İstanbul’a rantiye değil, uygarlık merkezi gözüyle bakılmalıdır. İstanbul’da hedef; nüfus ve yapılaşma artışı değil, hayat standardının yükseltilmesi olmalıdır. İstanbul’u insan deposu görme anlayışı yerine, uygarlık misyonu yüklenmelidir. Şehir yönetiminin bir süreç yönetimi olduğu unutulmadan geçmişe ve geleceğe birlikte bakılmalıdır.

İstanbul’a bakış açısı Edirne-Düzce ölçeğinde olmalıdır. İstanbul’un kent planı buna göre ele alınmalıdır. Arazi kullanım politikaları doğru değerlendirilmelidir. Yoğunluk artışına gidilmemelidir. Şehrimize yeni sorunlar ekleyecek kanal projesi, kentin bugüne kadar yapılan ve bu proje ile yok sayılan tüm plan çalışmalarında da korunan doğu – batı yönündeki kentleşme eksenini, kuzeye kaydıracak ve orman alanları ile su havzalarının bulunduğu kuzey bölgesinde yeni yerleşim alanlarının oluşmasına neden olacaktır. 3. Köprü ile birlikte, İstanbul’u elindeki son doğal kaynaklarını da tüketmiş, yaşanılamaz bir kent haline getirecektir. İstanbul`un daha fazla büyütülmesi çok tehlikelidir. Bu proje ile yeni inşaat alanlarının açılması Kuzeyde sahip olduğumuz son yeşil akciğerleri ve su havzalarını yok edecektir.

Doğal, tarihi ve sosyal çevre olarak değerleri korumak ve geliştirmek; onu geri kazanmaktan çok daha kolay, ucuz ve hızlıdır. Bu konuda hassas olunmalıdır.

Deprem ihmal edilebilecek bir konu değildir. Bugün ne yazık ki gündemden düşmüştür. Bir gün çok acı bir gerçekle karşı karşıya kalmamak için, hazırladığımız İstanbul Deprem Master Planı önemle ve titizlikle uygulanmalıdır. Hatta geliştirilmelidir, güncellenmelidir.

Projenin deprem ilişkisi iyi analiz edilmelidir. İstanbul bir deprem merkezi ve çok büyük bir deprem beklentisi varken İstanbul`u nüfus olarak ağırlaştırarak çekim merkezi haline getirmek son derece sakıncalıdır. Zaten hâlihazırda İstanbul`un yeşil alanlarının süratle yok edildiğine şahit oluyoruz. İmar değişiklikleri ile katrilyonlarca rant sağlanıyor.

Kentiçi ulaşım bugün İstanbul’un en büyük sorunlarından birisidir. Bu sorunun ortadan kaldırılması için Kanal İstanbul projesi çözüm değildir. 1999’da yürürlüğe koyduğumuz, “Ulaşım Master Planı”nın kesintisiz uygulanması, yerleşim ve nüfus öngörülerinin korunması gerekir. Kanal Projesiyle ulaşım probleminin çözüleceği öngörülüyorsa; gerek Metropoliten Nazım İmar Planı gerekse Ulaşım Master Planında bu öngörü söz konusu değildir. 3. Köprünün kararı zaten tam anlamıyla bir rant projesidir ve kuzeyin tahribatı anlamına gelir.

İstanbul’un gelecek vizyonu olarak öngördüğümüz Yöneten Şehir kavramına yönelik olarak; ekonomik ve teknik altyapının tamamlanması, kurumsal gerekliliklerin yerine getirilmesi şarttır. Karar merkezi bir İstanbul için; şehircilik, diplomasi, bilim, finans, kongre turizmi, fuarcılık, ticaret ve kültür-sanat altyapısının hazırlanması yerine, her şeyde bağımlı hale gelmiş, borcu gırtlakta olan bir hükümetin, ne getireceği belli olmayan devasa bir yatırımla kaynakları heba etmesi düşünülmemelidir. Bu nevi yaklaşımlar ülkemizin öncelikleri ve ekonomik kaynakları açısından kabul edilemeyecek bir yüktür.

İstanbul’un geleceğinin yok edilmesi ana fikri ile; insani toplumsal değerlerin yerini rant paylaşımına feda etme alışkanlığından acilen vazgeçilmelidir.

Diğer yandan; Projenin maliyeti ve yeri hakkında “spekülasyona neden olmaması için” net bir bilgi verilmiyor. İşin hukuki ve siyasi boyutundan da bahsedilmiyor. İkinci bir boğazın ortaya çıkıyor olması ve ticari gemilerin de buradan geçecek olması uluslararası Boğazlar Sözleşmesi`ne ilişkin hukuki ve siyasi sorunlar olabileceğini düşündürüyor. Montrö sözleşmesinde belirlenen kurallar ve Türkiye`nin yetkileri var. Bu sözleşme gemilerin geçeceği başka bir yolu öngörmemiştir.

Ayrıca Boğaz’daki petrol taşıyan tankerlerin yarattığı sorun ortadan kaldırılmak isteniyorsa; petrolün boru hattıyla taşınması ile bu gemilerin geçişinin engellenmesi mümkündür.

Proje, bölgesel ölçekte planlamaya dayalı olarak gündeme gelmiyor. Bu projeyle İstanbul`un yeni nüfus yoğunluğu, ulaşım ve yerleşim kararları verilmiş olacaktır. İstanbul 15 milyona yükseldi. İstanbul bu yüklemeyi kaldırmaz. Kanal çevresinde yeni bir yapılaşma kurulması planlanıyor ise, 15 milyonluk nüfus 25-30 milyona çıkarsa İstanbul`un geleceğinin tüketilmesi endişesini taşımalıyız.

Dünyadaki genel trend büyük şehirlerin üzerindeki yükü hafifletmek yönündedir. Fakat bu proje İstanbul`u bir çekim merkezi haline getirerek İstanbul`un yükünü daha da artıracaktır. Başbakanın İstanbul konusundaki yaklaşımlarının ne yazık ki; belediye başkanlığı yaptığı dönemden çok farklı olduğunu görüyoruz.
Son yaşamsal alanlarımızın; otel-motel, kültür merkezi, Residence veya kanal adı altında lanse edilmesi ise arazi katliamını meşrulaştırmıyor.

Sosyolojik açıdan kentimize ihanet ederek medeniyet merkezi olma özelliğini ortadan kaldıracak yaklaşımlarla, ruhsuz, kalitesiz, kimliksiz ve kişiliksiz şehirlerle yeni insan depoları oluşturulmasına tahammülümüz olmaması gerekir.

İstanbul yer aldığı coğrafyada; kıtalar, ülkeler ve kültürleri arasında bir köprü kurmak ve dünya metropolleri arasında yeni fonksiyonlar üstlenmek durumundadır. Bu nedenle güzel İstanbul’umuza; dünya ülkelerindeki değişimler çerçevesinde 2025’lerin Avrupa’sını biçimlendirecek yaklaşımlar gerekir.

Hedefimiz; “Uygar Kent Uygar Kentli” vizyonu kapsamında İstanbul’un evrensel düzeyde taşıdığı doğal değerlerine sahip çıkarak, tarihi-kültürel kimliği ile özdeş-geçmişte olduğu gibi günümüzde de- bir dünya kenti statüsü kazandırmak olmalıdır.

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }