some_text

Özel Kalem dergisinin Gürtuna ile söyleşisi

02 December 2010 -

-İstanbul eski belediye başkanı olmanıza rağmen hala İstanbul üzerine kafa yoruyor, proje üretiyorsunuz. İstanbul sizin için ne ifade ediyor?
-İstanbul, yüz binlerce yıllık tarihinde, üç büyük imparatorluğun başkenti, üç semavi dinin, birçok medeniyetin buluşma noktası ve en önemlisi çağlar boyunca birlikte yaşam kültürünün hayat bulduğu bir kenttir.
2500 yılı aşan bir tarihe sahip olan İstanbul, deniz ve karaların kucaklaştığı bu stratejik bölgede kuruluşunu takiben önemli bir ticaret merkezi olmuştur.
İmparatorluklar başkenti olduğu sıralarda, devlet ile birlikte dinlere de idari merkez olmuştur.
İstanbul`un fethini takiben yüz yıl gibi bir sürede sanat eserleri camiler, saraylar, okul, hamam, ve diğer tesislerle şehir donatılıp Türk karakterine kavuşturulmuştur. 7 tepe üzerine kurulu İstanbul, Türk sanatının şaheserleriyle “taçlandırılmış”dır.
Yani İstanbul uygarlığı ifade ediyor…Sanatı, kültürü, aşkı ifade ediyor.
Sevdalar şehri İstanbul… Ayrılıklar şehri İstanbul… Bazen aşkın İstanbul’a, bazen de İstanbul’un aşka dönüştüğü mehtaplı gecelerde Boğaziçi’nde buluşup fısıldaşan dalgaların, sabahın ilk ışıklarıyla yalılara yakalandığı bu cennet diyarı; Tophane`den Salıpazarı`ndan, Rumelifeneri`ne ve Harem İskelesi`nden, Salacak`tan Anadolufeneri`ne kadar anlatmakla bitiremeyeceğimiz bir idraktir.

-Türkiye’yi bütünsel olarak düşündüğünüzde; göç politikaları, sanayileşme ve tarımı da işin içine kattığımızda, şehircilik vizyonunuzu anlatır mısınız?
-Şehirler; yüksek kültürün üretildiği, sanatın, edebiyatın geliştiği, aydınlanmanın öncüsü olan mekanlar olmalıdır. Ekonominin ve zenginlik üretmenin motorudur.
20.yy.ın gereği ülkeler artık şehirler vasıtasıyla yarışacaktır.
Sanayinin geliştiği yerlerde, KOBİ’lerin ve sanayinin doğru planlanamaması sonucu göç dalgaları oluşmuştur. Tarım, hayvancılık ve KOBİ’ler yok edilerek, insanlar işsiz, aşsız bırakılarak göç teşvik edilmiştir.
Türkiye için öngördüğümüz yerleşim politikaları arasında öncelikle insanların yaşadığı yerden koparılmaması anlayışı vardır. Bölgesel liderlik yapabilecek şehirlerin desteklenmesi ve potansiyelin belli bölgelere dağıtılması esas alınmalıdır. Sanayileşme ihtiyacı Türkiye’nin tarımının yok olmasını gerektirmez. Ama maalesef böyle olmuştur. Tarım, hayvancılık, balıkçılık…gibi sektörlerin yeniden acilen destekleme programlarına alınması şarttır.
Çağdaş yerel yönetim bilincini; şehirleri medeniyet havzaları olarak ve kendilerine özgü ruh taşıyan kültürel derinlikleri ile tarihsel perspektifleri ışığında algılamak gerekir.
Ayrıca şehirler, yaşattığı ve sergilediği toplumsal katmanların zenginliğinden yararlanarak sosyal barışı üreten kaynaşma mekanları olmalıdır.
Şehir sakini bireylerin kendi kişisel gelişimlerini güçlendirebilecek sağlıklı ortamın da temini, çağdaş ve uygar yerel yönetim yaklaşımının gereğidir.
“Uygar kent”, ancak “uygar kentli” ile temin edilebilir.
Kentler; ortak çıkar, zevk ve hayat bilinci oluşturarak uygarlık üreten birimler haline dönüştürülmelidir.
Şehirleri insan deposu görme anlayışı yerine, uygarlık misyonu yüklenmelidir.
Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde “ Uygar Kent, Uygar Kentli” sloganıyla İstanbul’da başlattığımız ve büyük ölçüde gerçekleşen mega projemiz bu anlayışın gereğidir.

-Başkanlığınız süresince başardığınız en önemli icraat sizce hangisi?
-Biz İstanbul ile empati ve ahenk içerisinde çok uyumlu, huzurlu, üretken bir dönem geçirdik. İstanbulluya gülen yüzümüzle hizmet ettik. En büyük projemiz “BARIŞ” dedik. Bunun karşılığını da “İstanbulluların güveni” olarak kat kat aldık. Bunun için gerçekten çok mutluyum. İstanbul’a ve tüm İstanbullulara müteşekkirim.
Özetle:
Uzun soluklu bir bakış açısı ve eylem planı olarak hazırlamış olduğumuz ‘2023 İstanbul Vizyonu’ çizgisi ile sorunlarla boğuşan değil, dünya ile yarışan bir İstanbul’un inşasını başlattık. İstanbul’da alt yapı problemini bitirdik. 25 bin km. alt yapı hattı döşedik. Dereleri ıslah ettik. Şehrin her yerine suyu, doğalgazı götürdük.
Su temini ve atık suların uzaklaştırılmasıyla ilgili Master Planı hazırlayarak, 2040 yılına kadar bütün su ihtiyacımızı planladık. Böylece su temini konusunda 2025 yılını esas alan BM hedeflerinin de önüne geçtik.
Çevre problemlerini bitirdik ve yeşili 10’a katladık. İstanbul’umuza; orman, koru ve fidanlık alanları ile, dünya standardına yakın yeşil alan kazandırdık.
İstanbullulara armağan ettiğimiz Miniaturk’le Anadolu ve Türk coğrafyasının kültür birikimini Haliç kıyılarına taşıdık.
Haliç’i temizleme çalışmalarımız uluslararası bir ödüle de konu olarak gurur vesilemiz olmuştur. Dünya Metropol Şehirler Birliği Metropolis, Haliç Çevre Koruma Projemizi 2002 yılında açtığı bir yarışmada birincilikle ödüllendirmiştir.
Büyük çevre ve prestij projelerimiz içerisinde, Gaziosmanpaşa’da yapımına başladığımız Hayvanat Bahçesi ve Safari Parkı’nı, Florya’daki dev akvaryum ve botanik parkı vardır.
Hazırladığımız Ulaşım Master Planı ışığında Toplu ulaşımın omurgasını raylı sistemlerle kurma hedefi doğrultusunda İstanbul’daki raylı sistem uzunluğunu 45 km’ye taşıdık. Bu çerçevede, bizim gurur anıtlarımızın başında yer alan, Büyük İstanbul Metrosunun Taksim-Levent Hattı’nı hizmete aldık. Metromuzu havaalanına taşıdık. Kadıköy-Moda tramvayını hizmete aldık. Raylı sistemle deniz ve kara toplu taşıma sistemlerini birbirine entegre etme projemiz kapsamında, Taksim-Yenikapı ve Aksaray –Yenikapı hatlarının, diğer taraftan, Edirnekapı-Sultançiftliği, Eminönü-Kabataş, Taksim Kabataş, Zeytinburnu-Güngören-Bağcılar hatlarının yapımını hızla sürdürdük.
500 km. yeni yol, 100’e yakın kavşak, alt ve üst geçit çalışmasını tamamladık. Yaptığımız çalışmalar ve ürettiğimiz çözümler, trafik sorununda önemli rahatlamalar getirmiş ve daha önceleri 59 dakika civarında olan ev-işyeri arası ortalama yolculuk süresi, 36 dakikaya kadar inmişti. Nihai hedefimiz bu ortalama süreyi 25 dakikaya kadar çekmekti.
İstanbul’a 16 dev spor tesisi kazandırdık.
Depremi her an ensesinde hisseden şehrimiz için çok önemli bir uygulamamız da Afet Koordinasyon Merkezi, AKOM ve deprem çalışmaları oldu.
E-belediye uygulamalarımızda bir örnek ve öncü olarak Güney Amerika’ya, Güney Asya’ya, Körfez ülkelerine teknoloji ihraç ettik.
Mali yapısı; Moody’s, Standard And Poors, Fitchs gibi uluslar arası derecelendirme kuruluşları tarafından denetlenen ve aldığı yüksek kredi notlarıyla finans piyasalarında itibar sahibi bir belediye bıraktık.
Kentsel tasarım proje ve uygulamalarımız çerçevesinde ana politikamız, altyapı çalışmaları ile geliştirdiğimiz İstanbul’u, kentsel tasarım uygulamaları ile daha çağdaş ve görsel yönden zengin hale getirmekti.
Tarihi yapı mirasımızın ihmal görüntülerinden kurtarılarak ihya edilmesi, sokak, cadde ve meydanlarımızın sosyal bir arena perspektifiyle yeni baştan düzenlenerek çağdaş kent tasarımlarıyla buluşturulması ve kentimizde sıvasız, boyasız, çatısız bir tek yapı bırakılmaması temel hedeflerimizden oldu.
Bu hedef doğrultusunda 2002 yılında başladığımız “Binalarımızı Giydirelim” ve “Evimiz İstanbul kadar Güzel” kampanyalarıyla çalışmalar yaptık.
Cumhuriyet tarihimizde ilk kez gerçekleştirilen bir plan ve envanter çalışmasıyla tarihi yarımadanın envanterini çıkardık.
Plan tadilatları ile İstanbul’u yağma ettirmedik. Başta Boğaziçi, göl ve baraj havzaları olmak üzere gözümüzün nuru gibi koruduk.
Boş alanları imara açmadık.

-İstanbul’un bugünkü yönetimi konusunda ne düşünüyorsunuz?
İstanbul’da yönetim boşluğu olduğunu düşünüyorum. Devlette devamlılık ilkesi göz ardı edilmiş ve partizanca tutumlar takınılmıştır. Belediye, siyasi parti şubesi gibi çalışmaya başlamıştır. Şehir yönetimi çökmüştür. İstanbul, dünya ile yarışan şehir hedefinden çıkarılmış, problemlerle boğuşan şehir olgusuna geri dönmüştür. İstanbul şu an kaybediliyor, katlediliyor. Çatışma, uzlaşmazlık, gerginlik içinde, tam bir kapalılık ve bilgi karartmasıyla işler götürülüyor. Belediye yönetimi, İstanbul`un hakkını savunan herkesle kavgalıdır. Hiçbir uzmanın eleştirisi kaale alınmıyor. Şehir plancılarının ikazlarına kulak tıkanıyor.
İstanbul hiçbir dönemde bu denli ilgisiz, kayıtsız ve duyarsız bir yönetimle karşılaşmamıştır. Böyle bir yönetim tarzı, bu nezih ve nazenin kentin kabul edebileceği bir şey değildir. 2004`te büyük bir mutluluk, gönül rahatlığı ve umutla devrettiğimiz İstanbul, üç yıl gibi kısa bir sürede problemler yumağı haline getirilmiştir. Çevre problemleri başlamış, RANT ZİHNİYETİ artmıştır. Tüm boş alanlar yüksek yoğunluklu imara açılmıştır. Bunun sonucu olarak da su, yeşil alan ve ulaşım problemleri yaşanmaya başlamıştır. Tamamına yakınını bitirdiğimiz altyapı problemleri yeniden ortaya çıkmaya başlamıştır. Su, atık su, doğal gaz, yağmur suyu sistemlerini yenilemek gerekecektir. İstanbul’da yıllarca sürecek bir kaz boz süreci yeniden başlamıştır. Bu durum, şehir halkına da 20-25 milyar dolar civarında yeni bir yük getirecektir. Trafik ve asayişin kilitlenmesi gibi; ne yazık ki kültürün, sanatın ve sosyal hayatın da kilitlenmesi yakındır.
İstanbul`un yeşil alanlarının, okul ve hastane alanlarının; Otel-motel, kültür merkezi, cami, Recidance v.s adı altında lanse edilmesi arazi katliamını meşrulaştırmaz. En tipik örneğini önceki sene Kadıköy’de Göztepe Parkı’nın planlarının değiştirilmesinde yaşadık. Çami olarak ayrılmış alanlar yapılaşmaya, ranta açılırken, park olarak ayrılmış alanlara da cami yapılıyor!..
Esas olan; İstanbul’daki rant zihniyetinin ortadan kaldırılmasıdır. Nüfusun artırılması değil, azaltılmasıdır. Hayat kalitesinin yükseltilmesidir.

-Geçmiş deneyiminizi ve İstanbul’un yönetiliş tarihini de düşündüğünüzde eksik olan şeyler ne İstanbul’da? Nasıl bir İstanbul görmek istersiniz?

-İstanbul’da hiç şüphe yok ki her belediye başkanı kente hizmet etme çabası içinde olmuştur. Ancak; Belediye Başkanlığı görevine geldiğimizde İstanbul’un en önemli eksiği “iddiasını yitirmiş” olması idi ne yazık ki. Biz de bu algı üzerine İstanbul’u iddiasına kavuşturmayı hedefledik.
İstanbul için ürettiğimiz vizyon ise, kültür- sanat- tarih başkenti olmasıdır. Ticaret ve finans merkezi olmasıdır. Turizm, kongreler ve fuarlar şehri İstanbul olmasıdır. Bilim ve teknoloji şehri, diplomasi merkezi olmasıdır. Bu çerçevede karar alma mekanizmalarını geliştirmiş öncü şehir İstanbul, medeniyet merkezi İstanbul olmalıdır.
Türkiye’nin ve İstanbul’un değişik bölgelerinde yeni çekim alanları, yeni cazibe merkezleri üretilmelidir.
İstanbul’un şehir vizyonu korunmalıdır. İstanbul’a rantiye değil, uygarlık merkezi gözüyle bakılmalıdır. İstanbul’da hedef; nüfus ve yapılaşma artışı değil, hayat standardının yükseltilmesi olmalıdır.
Ben “Yöneten Şehir İstanbul”u, “Lider Şehir İstanbul”u, Finans ve Ticaret Merkezi, Turizm ve Kongre Merkezi İstanbul, bilişim merkezi-bilim ve eğitimde öncü, fuarlar şehri İstanbul görmek isterim. Tarihin, kültürün, sanatın başkenti İstanbul’un inşaasını isterim.

-Kentleşme ekonomik sistemle bağlantılı bir olgu. İstanbul’un ekonomik üretimiyle kentleşme politikası arasındaki bağı nasıl yorumluyorsunuz?

-Ekonomik refahın tabana yayılması ile toplumsal huzurun ve stabilizasyonun sağlanması arasında kuşkusuz pozitif bir korelasyon bulunmaktadır. Aç insan öncelikle karnını doyurmanın peşine düşer. Kendi refahını kendi yaratamayacak durumda ise başkalarının refahına ortak olmaya yönelir. Büyük siyasi değişimlerin, büyük nüfus hareketlerinin, suça ve suçluluğa bulaşma eğilimlerinin hepsinin temelinde aslında bu basit gerçek yatmaktadır.
İstanbul’un yoksuluyla, acze düşmüşüyle, özürlüsüyle, okumak isteyen ama imkanı olmayan gençleriyle barışmasına, buluşmasına, kucaklaşmasına zemin hazırlayan sosyal hizmetlerimiz, hiç kuşku yok ki, toplumsal huzur ve barışın önemli sigortalarından biri oldu.
Ancak kalıcı çözüm, işsizliğin, yoksulluğun, sosyal ve kültürel parçalanmışlığın sonuçlarının değil, bizatihi kendilerinin ortadan kaldırılmasıdır. Katma değeri yüksek üretim planlaması yapılmalıdır.
Bu konuda kilit fonksiyon, ekonomik potansiyelimizin doğru biçimde değerlendirilmesi, üretim gücünün, istihdamın artırılması ve işsizlikle mücadelede yatmaktadır. Bunun için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığımız döneminde kısa, orta ve uzun vadede çözüm üretecek bir dizi projeyi uygulamaya koyduk.
Bu konuda kısa vadeli çözümü, istihdama dönük bir eğitim programı olarak değerlendirdiğimiz meslek edindirme kurslarımız İSMEK’le sağlamayı amaçladık.
İşsizlikle mücadelede orta vadeli bir çözüm olarak, İstanbul’da yaşayan 2 milyon işsizi iş sahibi yapacak çok kapsamlı bir projeyi uygulamaya koyduk. İstanbul’un işsizlik haritasını çıkararak başlatılan “Hane Lideri İstihdam Programı” özellikle gecekondu bölgelerinde yaşayan yoksul ailelerimizi kapsıyordu.
İstanbul’un sağlıklı kentsel dönüşümüyle birlikte özellikle ticaret ve turizm sektörlerinde sağlanacak canlılık sayesinde, her bir ferdimizi doyuracak yeni iş alanlarının açılması, üretim ve istihdam imkanlarının artması bizim 2023 vizyon hedeflerimiz arasında idi.
Dünyanın en önemli olgusu şehirleşme olgusudur.
Dünya, şehirlerden ibaret bir toplum haline gelecek. Dolayısıyla şehirlerin ülke hayatındaki önemi artıyor, özellikle ülkelerin arasındaki yarışa baktığımız zaman, büyük şehirlerin rolü çok önemli şekilde artıyor. Fransa dediğimiz zaman aklımıza Paris geliyor, Londra dediğimiz zaman hemen İngiltere’ yi hatırlarsınız. Tokyove Osaka Japonya’nın çok önemli ve Japonya’yı taşıyan şehirlerdir.
Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Dolayısıyla şehirleşmenin rolünü bizim iyi kavramamız gerekiyor. Hem kültür hayatı olarak hem bilim ve teknolojideki hamle olarak, eğitim hayatının gelişmesi olarak, ekonominin lokomotifi olarak şehirleşmeyi çok iyi kavramalı ve anlamalıyız. Ne yazık ki Türkiye’ deki yönetimler bunu hiç algılamıyor. Üzülerek söylüyorum. Ülke kaynakları çarçur ediliyor.
Bilgiye dayalı yeniden yapılanma kavramı; merkezi yönetimler kadar yerel yönetimler açısından da çok hayati bir konudur.
Yerel yönetimlere ciddi vizyon ve ekip desteği getirilmesi gerektirdiğine inanıyoruz. Böylece Türkiye’nin hamle yapması, sinerji üretimi daha fazla olacaktır. Bir yandan merkezi yönetimler diğer yandan yerel yönetimler kültür, sanat, bilim dünyası, ekonomi dünyası, sosyal doku, sivil toplum, bütün bunların enerjisi bir araya getirilip iyi bir yönetim sergilendiği zaman, ayrım yapmadan, düşmanlık üretmeden, kutuplaşma , kavga üretmeden Türkiye çok hızlı bir mesafe kat edebilir. Şuna inanıyorum ki Türkiye kısa zamanda 10 misli katma değer üretebilir. Başka bir deyişle insanlarımız 10 misli zengin olabilir.

-Kentsel dönüşüm projeleri doğru uygulanıyor mu İstanbul’da sizce?

-Kesinlikle hayır. Kentsel dönüşüm, “Rantsal Dönüşüm”e dönüşerek “türedi zenginler” üretildi.
Arazi kullanım politikalarına aykırı bir şekilde çılgınca ve bilinçsizce toplu konut ve yüksek yoğunluklu imar uygulamaları furyası başladı.
Bunun sorucunda trafik, su ve altyapı problemleri çözümsüz hale gelmeye başladı bile.
Acilen; göçün sebeplerini ortadan kaldıracak ve istihdamı artıracak projelerin devreye alınması gerekir.
Esas olan Türkiye’ye toplu bakış açısı ve bütüncül yaklaşımdır.
İstanbul’da hedef; nüfus ve yapılaşma artışı değil, hayat standardının yükseltilmesi olmalıdır. İstanbul’u insan deposu görme anlayışı yerine, uygarlık misyonu yüklenmelidir. İstanbul, yüksek kültür üreten merkez olmalıdır. Yani “Yöneten Şehir İstanbul” olmalıdır.

-İstanbul genç nüfusun çok yoğun yaşadığı bir kent. Bunun kente ne gibi avantajları var sizce?
-Genç nüfusun İstanbul’a, İstanbul’un da genç nüfusa avantajı birbirini besleyecek stratejilerle sağlanır. Karşılıklı yarar ilkesi benimsenerek öncelikle İstanbul’un gençlere hizmet etmesi sağlanmalıdır. Bunun için de sporuyla, kültürüyle, yeşil çevresiyle ekonomik ve sosyal imkanların sunumu ile bütüncül yaklaşım gerekir.
İyi yetiştirilmiş genç nüfus dinamizmdir, enerjidir, sinerjidir. Ülkenin lokomotifi olur, ülkeyi uçurur!.. Aksi halde; aşı olmayan, işi olmayan, eşi olmayan bir nüfus oluşur ki, patlamaya hazır dinamit gibidir, zarar verir.
Gençlerin dinamizminin ve enerjilerinin şehir yönetimine katılması programlanmalıdır. Düşünen gençlerin şehir üzerine kafa yormalarını sağlamak, proje geliştirmelerine ve uygulamalarına yardımcı olmak gerekir. Biz bunu başkanlığımız döneminde uygulamaya başlamıştık. Üniversite öğrencilerinin yönetime katılımlarını sağlamak amacıyla proje yarışmaları düzenledik.
Yine dönemimizde bu konunun öneminden hareketle Türkiye’nin büyükşehir belediyesi statüsündeki 13 ilinde “Gençler Araştırması” yaptık. Bu araştırmadan çok önemli veriler elde ettik. Bunun sonucu olarak da:
Okumuş-okumamış gençleri üretime; çevre ya da sosyal projelere dahil ederek bir yandan para kazanmalarını sağladık, bir yandan da enerjilerini kentleşme çabasına kanalize ettik. Bu uygulama onlara güven verdiği gibi, kentteki suç oranlarını da azalttı.
Gençliğe gücünü hissettirecek, idealizmle birleştirecek programlar sunuluyor ve bunun kente dönüşümü organize edilebiliyorsa, bu hem genç insanlara, hem kente, hem de ülkemize çok büyük avantajlar sağlayacaktır.

-İstanbul’da yapmayı en çok sevdiğiniz şey ne, kiminle vakit geçirirsiniz en çok?
İstanbul’da en çok nerelere gidersiniz? En çok hoşlandığınız yer neresi?
-İstanbul’da en çok Boğaz ve Haliç kıyılarında yürüyüş yapmayı, Pierre Loti Tepesi’nden İstanbul’u, Salacak’tan Kız Kulesi ve Topkapı’yı seyretmeyi severim. Kapalıçarşı’yı, Mısırçarşısı’nı, Sahaflar’ı ve tarihi mekanları dolaşmayı severim.
Son yıllarda en çok çalışma arkadaşlarımla, proje uzmanlarıyla ve Türkiye’yi dolaşarak vaktim geçiyor.

-Enstrüman çaldığınızı biliyoruz. Müzik zevkiniz nedir? Neler dinler, neler çalarsınız?
-Evet biraz gitar, biraz da saz çalabiliyorum, ama sürekli çalamadığım için geliştirdiğimi söyleyemem. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği ve saksafon soloları dinlerim.

-Bir jazz müzik ve Marcus Miller hayranısınız. İstanbul da düzenlenen müzik organizasyonlarını, kültür sanat aktivitelerini yeterli buluyor musunuz? Belediyeden bu konuda ne kadar teşvik oluyor, yeterli midir sizce?
-İstanbul’a kültür ve sanat şehri olmak yakışıyor. Son yıllarda İstanbul’da bu konuda çok kaliteli organizasyonlara imzalar atılıyor. Belediyelerin gerek kendi kültür-sanat organizasyonları gerekse organizasyonlara verdikleri desteğin yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Kaynak sorunları olabiliyor. Ancak kaynakların doğru kullanımının önemi burada da devreye giriyor.

-Ali Müfit Gürtuna’nın başka bilmediğimiz ne yönleri var?
-Okumayı, sanatı, seyahat etmeyi, kayak yapmayı ve yüzmeyi, genel olarak sporu çok severim. Ayvazovski resimleri, hat, ebru, tesbih ve cep saati koleksiyoncusuyum.

(ÖZEL KALEM DERGİSİ, BAŞAK GÜNSEVER)

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }