some_text

“İstanbul`da planlı bir yağma var”

14 July 2010 -

Hepimiz İstanbul’ da yaşıyoruz ve bu şehri seviyoruz.

Sonra şehirlerin yok oluşu dediniz. Muazzam bir şekilde yapılaşma var. İnsan deposu gibi bina dikmek marifet değildir. ‘Planlı bir yağma var’ İstanbul’ da. Gecekondular eskiden plansız yağmaydı. Vatandaşa doğru düzgün bir yerleşim olgusu göstermediğimiz için, insanlar bir yerlere bir şeyler yapıyorlardı. Şimdi var olan yapılaşma gecekondudan çok daha zararlıdır. Gecekondu tek katlı, şimdiki yapılar 50 katlı 100 katlı, altyapısı, yolu, okulu, hastanesi bu kalabalıklar ne olacak. Hesapsız yağmaya açılmış yerler. Saksı görseler neredeyse, oraya bile imar veriyorlar. Yazıktır. İstanbul 1204 te Haçlılar tarafından yağmalanmıştı, o zaman altını, gümüşü, parası yağmalanmıştı. Şimdi parası da yağmalanıyor, toprağı da her şeyi de yağmalanıyor.

Sizin kulağınıza mutlaka bu yanlışları yapanlarla ilgili bilgiler geliyordur. Kimler yapıyor, nasıl diye.

Tabii çok geliyor.

Ama ortaya koymayı düşünmediniz mi?

Şimdi şöyle, aslında her şey ortada. Bu söylediklerim gizli değil ki, gökdelenler ortada yükseliyor.

İNGİLİZLER ÇOK MU APTAL DA HYDE PARK’ I PARSELLEYİP ARAP ŞEYHLERİNE SATMIYOR?

Peki gökdelen dediğimizde dünyada bütün büyük metropollerde gökdelenler yükseliyor, neden İstanbul’ da olmasın yanlışlık nerede?

Burada 2 yanlışlık var. Her yere yapılanma olmaz. O zaman İngilizler çok aptal adamlar demek lazım. Şehrin merkezindeki devasal parklar boş duruyor. O zaman oraları doldursalar, Arap şeyhlerine satsalar dünyanın parasını kazanırlar. Aptallıklarından bunu yapmıyorlar. İstanbul lineer hat üzerinde gelişen bir şehir, dairesel gelişmiyor, çünkü kuzeyi orman, deniz. Çizgi üzerinde gelişen bir şehri alabildiğine imarla doldurursanız, bu yükü nasıl taşıyacak. Bizim çizdiğimiz vizyona göre İstanbul’ un nüfusunun 10 milyonun altında tutulması lazım, vizyonunun arttırılması lazım. Eğer yeni yapılanmalar olacaksa, nüfusu arttırmadan, arazi kullanım politikalarına göre, iş yerinin çok olduğu yerlerde konut, konutun çok olduğu yerlerde, iş yerine fırsat vererek, trafik yoğunluğunu azaltmak ilkesine dayanıyor. Nüfus hareketi de azalıyor.

1.2.3.20100709123925.jpg

BU MİLLET YENİDEN TARİH SAHNESİNE İSTANBUL’ LA ÇIKACAK

Yeniden Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ na dönmeyi planlıyormusunuz?

Tabii, İstanbul’ hizmet bizim tarihimize ve topluma yapılmış hizmettir. Ben şuna inanıyorum, bu millet tarih sayfasına yeniden çıkacaksa ki, ben buna inanıyorum. Bu İstanbul’ un lokomotifliğiyle olacaktır. İstanbul yürürse Türkiye yürür. Ne yazık ki, iktidarlar İstanbul’ un kıymetini hiç bilmiyor.

Peki biraz yön değiştirelim. Dış siyasete bakalım. Başbakanımız, İsrail ile olan ilişkilerinde sizce başarılı mı? Daha doğrusu dış siyasette nasıl bir duruşumuz var?

Sadece konuya İsrail diye bakmamak lazım. Mesele, saygın bir Türkiye imajı yaratmak. Aktif caydırıcılık kavramını hayata geçirebilmek. Yani, her yönüyle güçlü olmaktan geçiyor; ekonomiyle, eğitimiyle, savunma sanayi ile. Bu gücü diplomasi ile buluşturduğunuzda, Türkiye deyince, şöyle bir herkesin durduğu, T.C pasaportunu gördüğü zaman herkesin saygı duyduğu Türkiye anlayışını oturtmaktır. Bunun yanında pro aktif liderliğin de hayata geçirilmesini ön görüyoruz. Ne demektir o? Problemler çıkıp, onu yok etmeye çalışırsanız, o reaktif liderlik olur. Pro aktif liderlik; nitelikli önderlik demektir. Problem ortaya çıkmadan, görür, gerekli tedbirleri alır, kimsenin de canı yanmaz. Mesele işi o noktalara götürmemekten geçer. Dış politikada Türkiye küresel çapta siyaset yapmalı. Bir kültür atlasımız var. Büyük Okyanus’ tan, Atlas Okyanusu’ na, Türk ismi tarihten gelen şekilde bir saygınlık taşır. Pek çok yeri gezdim ve bizzat gördüm.

1.2.3.4.20100709123925.jpg

İSRAİL DAHA GEMİYİ BİLE GERİ VERMEDİ

Ama şimdiki halimize bir bakın, çok girmek istediğimiz Avrupa Birliği’ nin ülkelerine turistik amaçlı bile giderken, vize almak için nasıl ne şekilde kuyruklarda bekliyoruz.

Tabii. İş adamına bile yatırım yapacak vize vermiyorlar. Şimdi Türkiye bu kültürel atlasını iyi algılamalı, ondan sonraki sınırları stratejik yani güvenlik sınırlarıdır. Tuna’ dan, Adriyatik’ ten, Hint Okyanusu’ na kadar. Bu sınırlarda, Türkiye’ nin izni olmadan kuş uçmaması lazım. Biz bunları algılayıp, küresel çapta siyaset yapmazsak, bölgesel gücümüz olmaz. Olmazsa da biz Türkiye’ nin içini dahi yönetemeyiz. İşte görüyoruz terör belası bizi oyalıyor. Çatışıyoruz. Bakın İsrail, geldi, uluslar arası sularda Türk gemisine girdi, insanları öldürdü. Biz istediğimiz kadar bağıralım. Adamlar daha gemiyi vermedi . Bir tek İsrail ile olan antlaşma iptal edilmedi. Hiçbir müeyyide yok. Bağırmak çağırmakla olmuyor ki hiçbir şey. Diplomasi, bağırıp, çağırarak olmaz. Sonuç; kimse kılını kıpırdatmıyor. Silahlarımızın modernizasyonunu hala İsrail yapıyor. Onun için bağırıp, çağırmak hikaye…..

Peki iç ve dış siyasetten bahsediyoruz. Dış siyasetten bahsettiniz, içeri baktığımızda, açılım ve devam eden Kürt sorununu, şehit olan gencecik kardeşlerimizi görüyoruz. İç siyasette terörü yok etmek için nasıl bir yöntem izlenmeli sizce?

Bakın ortada açılım falan yok. Keşke olsa. Orda tamamen; Kuzey Irak’ ın, Türkiye’ nin himayesine verilip, İran’ ın, Suriye’ nin, bölgedeki Arap ülkelerin baskısından ve yok etme operasyonundan kurtulması adına Türkiye’ nin himayesine verilip, Kuzey Irak’ ta bir devlet kurulması operasyonunun bir yaklaşımıdır. O çerçevede; Kürt’lerin biraz sindirilip, Türkiye’ de bir sempati uyandırarak, bu olaya bir zemin hazırlamaktı. Ancak Türkiye bunu da eline yüzüne bulaştırdı. Şu anda olay terör falan değil. Örtülü, müphem şekilde bu saldırılara terör diyerek milleti kandırmayalım. ‘Ortada açık asimetrik bir savaş var.’ Adını koymak lazım. Irak ve Güneydoğu’ ya baktığımızda tablo şöyle; Irak’ a konuşlanmış binlerce kişilik kuvvetler var. Bunlar Türkiye’ ye saldırıya geçiyor. Önce Irak’ lılar ca engellenmesi lazım deği mi?

Evet..

1.2.20100709123925.jpg

TÜRKİYE’ DE ASİMETRİK BİR SAVAŞ VAR

Ama öyle olmuyor, Irak sınırından, elini kolunu sallayarak geçiyor, saldırıyor. Aynı yoldan geri dönüyor. Bunun adı ‘SAVAŞ’ tır. Adını buna göre koyalım, düşmanı doğru belirleyelim, Türkiye’ de bu doğrultuda gerekenleri yapsın. Aksi takdirde zaiyat vermeye devam ederiz.

Çok mantıklı ve akılcı projelerle yaklaştınız, sorulara. Bu birikimlerle Başbakan’ lık la ilgili bir isteğiniz olacak mı, önümüzdeki dönemler için soruyorum.

Şöyle ki gönül ister ki, memlekete faydamız olsun, fikirlerimiz iktidar olsun. Tarihi incelemiş, gelecek stratejisi olan bir vizyonla birikimlerimizi toparladık. Ancak kanaatimce, bu gün Türkiye’ nin ihtiyacı yeni bir parti değil. Yeni görüşler…
Biz bu görüşleri, istiyoruz ki, her partiden çok sayıda ülkesine hizmet etmek isteyen çok sayıda samimi insan bu görüşlerden faydalansın. Biz yardımcı olmaya hazırız.

Ama bilirsiniz halk arasında maalesef bazı insanların geçmişte yaptığı yanlışlar, bu günlere de fatura ediliyor. İnsanlarda şöyle bir inanış var. Dürüst insan siyasetçi olmuyor diye…

Yanlış ama iş adamlarına bunu anlatmaya çalışıyorum. Herkesin pozitif siyaset dediğimiz, partiler arası kavgadan uzak durması ve memleketi için iyi şeyler yapması, kişisel çatışmalar ve hırslardan uzak durması lazım. Anadolu’ yu gezdiğimde iş adamlarıyla konuşuyorum. Siyasete gir diyoruz, leke almak istemiyorum diyorlar. O zaman, hep siyaseti lekeli adamlara mı bırakacağız. Bir diğerine soruyoruz. İşimiz gücümüz var bizim diyor. O zaman hep işsiz güçsüzlerin işi mi olacak siyaset. Yani bilgisi, birikimi, kariyeri, tavrı olan insanların siyaset yapması gerekir.

Ama Sayın Baykal’ ın başına gelenlere bakın. Nasıl bir nedenle, siyaseti bıraktı.

Bir bedel ödenmeden de, mümkün olmuyor maalesef…
Özetle, ‘yeni bir siyaset üretmeliyiz’ ve toplumsal uzlaşmaya önem vermeliyiz.

Çok teşekkür ederim Sayın Gürtuna..
(spor3.com)

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }