some_text

Ali Müfit GÜRTUNA VIP SECRET dergisinin sorularını cevapladı

14 June 2010 -

Turkuaz Hareket Lideri Ali Müfit GÜRTUNA VIP SECRET dergisinin sorularını cevapladı. Derginin Gürtuna ile yaptığı söyleşi şöyle:

Öncelikle Ali Müfit Gürtuna’yı tanıyabilir miyiz?

CEVAP- Ermenek’te doğdum. İlk ve ortaokulu Karaman’da bitirdim. Daha sonra İstanbul’a yerleştim. İstanbul Pendik Lisesi’nden mezun oldum. Lise sonrası, OTDÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi) İngilizce bölümünü bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldum. Çalışma hayatıma daha öğrencilik yıllarımda başladım. Önce gazetecilik yaptım. TRT Haber Dairesi’nde Parlamento muhabirliği görevinde bulundum. Bir müddet sonra TRT ve Ankara’dan ayrılarak tekrar İstanbul’a yerleştim. Tekstil ve inşaat alanlarında aile şirketlerini kurarak ticari hayatta yoğunlaştım. Sonra hukuk bürosu kurdum. Ayrıca birçok özel kuruluşun yanında, Türkiye Denizcilik İşletmeleri (TDİ) Türkiye Çimento Sanayi, Kıbrıs Türk Petrolleri Ortaklığı’nda yönetim kurulu üyeliği ve danışmanlık yaptım. 1970’li yıllarda kültür, sanat ve sosyal alanda yoğun çalışmalar yaptım ve çeşitli kuruluşlarda başkanlık görevlerim oldu. Siyasi çalışmalara 1983’te ANAP’ın kuruluşu ile başladım. Merhum Turgut Özal’ın davetiyle, siyasi çalışmalara dahil oldum ve 1984’den sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis hukuk komisyonu ve meclis başkanlığı gibi görevlerde bulundum. 1992-1993 yıllarında siyasi çalışmalara ara verdim. 1994 seçimlerinden sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis başkanlığı ve belediye başkan vekilliği görevini sürdürdüm.

1998 Kasım ayında Belediye Meclisi tarafından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildim. 18 Nisan 1999’da yapılan yerel seçimlerde bu kez halk tarafından yeniden aynı göreve seçildim. Belediye başkanlığı görevimi tamamladıktan sonra Turkuaz Hareket çalışma grubumuzu oluşturduk ve ülkemiz için hizmet üretmeye farklı bir kulvardan devam ediyoruz. Okumayı ve sanatı çok severim. Hobi olarak Ayvazovski resimleri, hat, ebru, tespih ve cep saati koleksiyonu yapıyorum.

Sosyal projelerimde ve çalışmalarımda en büyük destekçim eşim Reyhan Hanımdır. Çocuklarımız Fatih ve Asude üniversite, Agah Sina ise ilköğretim öğrencisi.

Belediye Başkanlığı döneminizde yapamadığınız ve “mutlaka yapmam gereken” dediğiniz projeleriniz var mı?

CEVAP- Elbette.

Kaynaklarımız yeterli olsa idi; raylı sistem entegrasyon çalışmalarını bitirmiş olmak isterdim. “İstanbullu Olmak” ve “Binaları Giydirelim” çalışmasını çok önemsiyordum ve İstanbul’umuzun estetiği açısından bu çalışmayı tamamlamak isterdim. En büyük arzum ise tarihi dokunun İstanbul’un her bölgesinde ihyası idi. Ayrıca mimari açıdan bakılarak hazırlanan uygarlık projelerimizin tümünü hayata geçirebilmiş olmayı isterdim.

Büyük bir şevkle başladığımız; Dev Deniz Akvaryumu, Safarili Hayvanat Parkı, Florya Botanik Parkı, Topkapı Şehir Parkı ve Panoramik Müze, Halkalı Olimpiyat Parkı, Fatih Yedikule Müzeler Kenti, Kadıköy Hasanpaşa Kültür Merkezi gibi birçok projeyi bitirmek ve birçoğuna da başlamak isterdim.

Biz öncelikle İstanbul için gelecek vizyonu ortaya koyarak 2023 Konsept Çalışmaları ve projeleri yaptık.

İstanbul yer aldığı coğrafyada; kıtalar, ülkeler ve kültürleri arasında bir köprü kurmak ve dünya metropolleri arasında yeni fonksiyonlar üstlenmek durumundadır. Bu nedenle, İstanbul için yapılan çalışmaları uzun bir süreyi hedefleyen projeksiyonlara dayandırdık.

“Aklımızdaki İstanbul, Gönlümüzdeki Şehir” diyerek sahiplendiğimiz güzel İstanbul’umuza; dünya ülkelerindeki değişimler çerçevesinde 2025’lerin Avrupa’sını biçimlendirecek yaklaşımlar getirdik.

Biz Büyük Dönüşüm Projelerinde, Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılını hedef olarak almıştık.

Amacımız: “Uygar Kent Uygar Kentli” vizyonu kapsamında İstanbul’un evrensel düzeyde taşıdığı tarihi, kültürel, doğal öz değerlerine sahip çıkarak; Tarihi-kültürel kimliği ile özdeş, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bir dünya kenti statüsü kazandırmak idi. Tüm plan ve projelerimizi bu istikamette hazırladık. İstanbul Ulaşım Master Planı, Deprem Master Planı ve İmar planlarının hayata geçmesi zorunludur. Bunların dikkate alınmasını isterdim.

Sizin döneminizde yapılan birçok proje var. Sizden sonraki Belediye Başkanı sizin çalışmalarınızın üzerine bir şey ekledi mi?

CEVAP-Evet elbette pek çok proje var ama bir belediye başkanının süresi bunları tamamlamaya yetmez. Kamuda devamlılık ilkesi esastır. Biz bu ilke ile hareket ettik. Yöneticiliğin ve liderliğin adabı vardır.

Ancak ne acıdır ki; Projelerimiz ve belediye başkanlığı dönemimiz bizden sonraki yönetim tarafından görmezden gelinerek yok sayıldığı gibi, belediyenin internet sitesinden de dönemimizle ilgili kayıtların yok edilmesine varan kamu yönetimi ahlakına uymayan tavırlar sergilendi. Bu çok şaşırtıcı olduğu kadar, hukuksuz bir uygulamadır aynı zamanda.

Büyükşehir Belediyesinin çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CEVAP-İstanbul’da yönetim boşluğu olduğunu düşünüyorum. Devlette devamlılık ilkesi göz ardı edilmiş ve partizanca tutumlar takınılmıştır. Belediye, siyasi parti şubesi gibi çalışmaya başlamıştır. Şehir yönetimi çökmüştür. İstanbul, dünya ile yarışan şehir hedefinden çıkarılmış, problemlerle boğuşan şehir olgusuna geri dönmüştür. İstanbul şu an kaybediliyor, katlediliyor. Çatışma, uzlaşmazlık, gerginlik içinde, tam bir kapalılık ve bilgi karartmasıyla işler götürülüyor. Belediye yönetimi, İstanbul`un hakkını savunan herkesle kavgalıdır. Hiçbir uzmanın eleştirisi kaile alınmıyor. Şehir plancılarının ikazlarına kulak tıkanıyor.

İstanbul hiçbir dönemde bu denli ilgisiz, kayıtsız ve duyarsız bir yönetimle karşılaşmamıştır. Böyle bir yönetim tarzı, bu nezih ve nazenin kentin kabul edebileceği bir şey değildir. 2004`te büyük bir mutluluk, gönül rahatlığı ve umutla devrettiğimiz İstanbul, üç yıl gibi kısa bir sürede problemler yumağı haline getirilmiştir. Çevre problemleri başlamış, RANT ZİHNİYETİ artmıştır. Tüm boş alanlar yüksek yoğunluklu imara açılmıştır. Bunun sonucu olarak da su, yeşil alan ve ulaşım problemleri yaşanmaya başlamıştır. Tamamına yakınını bitirdiğimiz altyapı problemleri yeniden ortaya çıkmaya başlamıştır. Su, atık su, doğal gaz, yağmur suyu sistemlerini yenilemek gerekecektir. İstanbul’da yıllarca sürecek bir kaz boz süreci yeniden başlamıştır. Bu durum, şehir halkına da 20-25 milyar dolar civarında yeni bir yük getirecektir.

Trafik ve asayişin kilitlenmesi gibi; ne yazık ki kültürün, sanatın ve sosyal hayatın da kilitlenmesi yakındır.

Esas olan; İstanbul’daki rant zihniyetinin ortadan kaldırılması, nüfusun artırılması değil, azaltılması ve hayat kalitesi ile yaşam standardının yükseltilmesidir.

İstanbullu olmak size göre nedir?

CEVAP- İstanbullu olmak bir kültürdür, bir idraktir. Bir liderlik ve uygarlık algılamasıdır.

Romanlara, şiirlere, filmlere, resimlere, edebiyatın ve sanatın her türlü ürününe ilham kaynağı olmuş, ansiklopedilere sığamamış bir şehrin algılanmasıdır… Aşıkların, sevdaların şehri, mutlulukların hüzünle iç içe geçtiği şehir. İşte bu duyguların yaşanmasıdır… İmparatorlukların başkenti, aynı zamanda gücün simgesi emperyal bir şehir. Bu otoritenin kuşatılmasıdır…

“Aklı selim, zevki selim, hissi selim” sahibi olmaktır.

İstanbul taşıyla, toprağıyla, mimarisiyle, tarihiyle, kültürüyle, geçmişi ve geleceğiyle bir bütündür. İçine gireni kuşatması, kucaklaması bundandır. Bu nedenle şehirde yaşayanların ortak kültürle yoğrulmaları gerekir. Belediye başkanlığımız döneminde İstanbullu olma kampanyasıyla tüm bunları anlatmaya ve yaşatmaya çalıştık.

İstanbul’da yaşamakla, İstanbul’u yaşamak farklı şeylerdir.

2006 yılında başlattığınız Turkuaz Hareketi’nden bize bahsedebilir misiniz?

CEVAP- Turkuaz uzun soluklu bir inovasyon hareketidir. Turkuaz sürdürülebilir bir hareket; bir ihtiyaç, bir proje, bir çözüm hareketidir.

Bugünkü problemlerin özünde, Türk siyasetindeki çarpıklık vardır. Dolayısıyla eksikliğini gördüğümüz çerçevede iki temel yaklaşımla yeni bir siyaset kültürünü;

1-Bilgiye, felsefeye, projeye ve programa dayalı siyaset,

2-Ayrıştırmayan, birleştiren siyaseti; yani, halkın birliğine dayanan siyaset kültürünü oluşturuyoruz. Birleştirici, pozitif milliyetçiliği benimsiyoruz.Yani insanını, ülkesini seven, tarihine sahip çıkan, milletini toplumunu seven bir anlayış.

Turkuaz Hareket; “Güçlü ve Mutlu Türkiye” hedefine yönelmiş, güçlü programları yönetmeyi hedefleyen bir çözüm hareketidir.

Özgürlükçü demokrasiye inanan, Liberalizmi “Aktif Sosyal Devlet” kavramıyla örtüştüren bir yapı formülü üretiyoruz.

Bizim; hareket olarak, yenilikçi, gelişmeci, bilgiye dayalı, değerlere bağlı siyaset hedefimizdir. Bilgi toplumu ve bilgi ekonomisi hedefimizdir. Birlik esaslı bir çabanın içindeyiz. Ruhunda birliği hisseden herkese ve her kesime açık bir yapı üretiyoruz.

Bizim bütün çabamız ve kurgumuz hizmete odaklı. Kavgaya, gerilime değil barışa odaklı bir siyaset hazırlığı içindeyiz.

Turkuaz Hareketi ülkemizde gelecek vizyonunu hazırlamak üzere, siyasette bilgi ve değerler boşluğunu doldurmak için yola çıkmıştır. Türk siyasetinde Toplumsal Merkezin oluşması hedefimizdir.

Siyasi çalışmalarımızı işte bu anlayışla; “Siyasette Barış, Birlik ve Bilgi” ilkemiz çerçevesinde sürdürüyoruz.

Ufukta yeni bir parti mi var?

CEVAP-Esas aldığımız kriter; Turkuaz Hareketi’nin fikir, proje ve insan kaynaklarının değerlendirilerek ülkeye yansıtılabilmesidir. İşte bu atmosferi bulabildiğimiz ölçüde, Türk siyasetine var gücümüzle katkı sunmaya ve üretmeye devam edeceğiz.

Türkiye adına çalışacak, tecrübeli, ekip ruhunu taşıyan insanlardan kurulu çok ciddi bir kadroyu Türkiye`nin önüne çıkarmaya çalışıyoruz.

Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni projeler, yeni zihniyetler üretiyoruz. “İyi” olmanın, üretken olmanın, kültürün ve sanatın değer bulduğu siyasete ihtiyacımız olduğunu herkesin idrak etmesine çalışıyoruz. Yeni bir siyaset kültürü üretiyoruz.

Ayvazovski resimleri, hat, ebru, tesbih ve cep saati kolleksiyonu yaptığınızı öğrendik. Bu konulara merakınız nereden geliyor?

CEVAP- Sanatı ve kültürü seviyorum ve çok önemsiyorum. Kolleksiyonunu yaptığım nesnelerde de kültür birikimi bulunması etkiliyor beni.

Sanatı ve kültürü olmayan bir toplumun kimliği, kimliği olmayanın da kişiliği olmaz.

Ayvazovski resimlerine ilginiz resimlerindeki dramatik etkiden mi kaynaklanıyor?

CEVAP- Ayvazovski’de dramatik etki ilk kuşatan olabilir. Etkileşimin ilk unsurudur belki. Ama ya sonrası? Ayvazovski’de İstanbul’u görüyorum, “doğanın ve yaradılışın gücünü” görüyorum. Bu muhteşem güçle; hem bütünün ne kadar küçük bir parçası olduğunuzu idrak ediyor ve egodan sıyrılıyorsunuz, hem de ne kadar güçlü ve hırslı olursanız olun, başarmak için kollektif bir uyumdan başka şansınız olmadığını görüyorsunuz. Denizin ve doğanın hırçın görkeminin dışındaki dingin resimlerinde de aynı duyguyu veriyor Ayvazovski. Ve çok şey öğretiyor. Hayata kıyısından bakan için gerçekten ürkütücü ve kasvetli olabiliyor manzaralar. Ama kuşatıp içine aldıktan sonra hayatın tüm özetini salıveriyor içinize.

Siz de resim yapar mısınız, yoksa ilginiz sadece kolleksiyon bazında mı?

CEVAP- İyi resim yapabilmeyi çok isterdim, iyi bir ebru sanatcısı olmayı isterdim ancak yoğun hayat yolculuğumda ne yazık ki bunları uygulama alanına geçirebilme zeminini ve fırsatını bulamadım. Kabiliyetler, toprak ve iklim bulursa gelişiyor. Ben de bu arzularımı; kolleksiyonlarla tatmin ediyorum. Ayrıca da belediye başkanlığım döneminde sanata ve sanatcıya desteği asli görev olarak gördüm.

Spor yapar mısınız?

CEVAP- Sporu çok seviyorum, sevmenin de ötesinde sağlıklı olmanın koşulu ve hayatın anlamı olarak algılıyorum. Fırsat buldukça yürüyorum. Ayrıca yüzüyorum ve kayak yapıyorum.

Türkiye’de gittiğiniz tatil mekanları neresi?

CEVAP- Denizi ve yüzmeyi seviyorum ama yaz ve kış en çok dağları ve yaylaları tercih ederim. Farklı kültürleri tanıyabileceğim kültürel ve tarihi mekanları da ilgiyle ziyaret ederim.

İstanbul’da ise, en çok Boğaz ve Haliç kıyılarında yürüyüş yapmayı, Pierre Loti Tepesi’nden İstanbul’u, Salacak’tan Kız Kulesi ve Topkapı’yı seyretmeyi severim. Kapalıçarşı’yı, Mısırçarşısı’nı, Sahaflar’ı ve tarihi mekanları dolaşmayı severim.

Son okuduğunuz kitap ve unutamadığınız kitap ve son izlediğiniz sinema filmi ve unutamadığınız sinema filmi hangisi?

CEVAP- Son okuduğum kitaplar: “Geleceğin Lideri” (Drucker Vakfı) ve “2150” (Thea Alexander’ın Makro Felsefe Klasiği).

Unutamadığım yazarlar ve kitapları: A. Hamdi Tanpınar’ın Huzur’u, Peyami Safa-Yalnızız, V. Hugo’nun Notre Dame’ın Kamburu.

Sinemada son izlediğim film: Beyaz Melek

Etkilendiğim filmler: Ben-Hur, Spartaküs, Matrix.

Son olarak okurlarımıza mesajınız ne olacak?

CEVAP-Okurlarınızla “Güçlü ve Mutlu bir Türkiye” hayalimizi paylaşmak isterim. Tabii hayal etmek yetmiyor. Ülkemiz için hayal ettiklerimizi çalışmalarımızla somutlaştırıp bu yolda yürüyoruz. Bilgi çağının yakalanabilmesi, bilgi toplumu olmakla mümkündür. İşte bu yüzden biz siyasetimizin odağına “Bilgi”yi aldık. Siyasette “3 B” istiyoruz. “Barış-Birlik-Bilgi”.

Birey-toplum-devlet üçgeninde “barış”ın sağlanması temel hedefimizdir. Barışla oluşacak birlikten doğacak kuvvetle de “bilgi” üretilecek. Bilgi toplumu olduğumuz zaman ise dünya ile yarışabileceğiz. “Yöneten Türkiye” olacağız. Bunun için de, liderlik üreten kadrolara ihtiyacımız var. Temel yaklaşımımız “Güçlü Devlet”tir. Bu, ceberut bir devlet anlayışı değildir. Devlet topluma hizmet edendir. Esas olan bireye saygıdır. Devlet özgürlükleri koruyacak ve güvenliği sağlayacaktır. Sistem bu olmalıdır. Ancak 3 konuda özgürlüklerin kısıtlandığı bir Türkiye olmalıdır: İnsanımızın hastalık, fakirlik, eğitimsizlik özgürlüğü olmamalıdır. Bizim gencimiz, bizim insanımız eğitimsiz, fakir ve hasta olmamalıdır. Türkiye’nin yeni bir şehir vizyonu olmalıdır. Merkezi yönetimler, yerel yönetim anlayışı ve kent vizyonuna sahip olmalıdır. 20. yüzyılda şehirlerin kalabalıklaşma süreci iyi yönetilemedi. Türkiye yanlış bir süreç yaşadı. 21.yy ise, kentlerin yarışmasına sahne olacaktır. Kentlerimiz ne yazık ki savunmasız kalmıştır. Şehirleşmeyi geleceğe kentlilik bilinci ile taşıyacağız.

Demokrasinin ana aşaması ise yerelleşme ve sivilleşmedir. Gerçek demokrasinin sahibi halkımızdır. Demokrasi kültürümüzün sağlığı açısından yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacımız vardır. Birey-toplum-devlet ilk mutabakat alanımız olmalıdır. Sonrası ise çevre ile olan mutabakattır.

Dış politikada ise küresel saygınlığa ihtiyacımız vardır. Türkiye’nin söyledikleri dünya için önemli olmalıdır. Bizim kültürel coğrafyamız Atlas Okyanusundan Pasifik’e kadardır. Bunu unutmadan hareket etmemiz gerekir.

Ekonomide ise; Türkiye’ye biçilen “üretme, tüket” rolünden kurtulup, acilen aktif üretim seferberliği başlatılmalıdır. Üreten, üreten, üreten Türkiye’de yaşamak hepimizin hakkıdır. Üretmek güçtür, zenginliktir, kültürdür, sağlıktır. Kısaca, yüksek uygarlık seviyesidir.

VIP SECRET DERGİSİ, 15 Mayıs 2009

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }