some_text

Yerinden yönetimin doğru anlamı

30 December 2010 -

Türkiye uzunca bir zamandır yerel yönetimlerin güçlendirilmesini tartıştı. Bu tartışmaya İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığımız sırasında yaptığımız çalışmalarla epeyce katkı sunmuştuk. Bu çerçevede merkezi yönetimin bazı yetkilerinin yerel yönetimlere devredilmesiyle hizmetlerin daha iyi yürütülebileceği düşünülüyordu. Bu çok önemli ve değerli bir tartışmaydı. Fakat İkibinli yıllarla birlikte ne yazık ki bu hassas gündemin dışına savrulduk. Oysa sorun hala yerinde duruyor ve çözümlenmeyi bekliyor.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gündemini mecrasından çıkarmaya aday yeni gelişme ise Kürt meselesini özerklik başlığına indirgemeye çalışan yaklaşımlardır. Kürt meselesi ile yerel yönetimlerin güçlendirilmesini veya yerinden yönetim konusunu birbiriyle ilişkilendiren bu yanlış bakış, Türkiye`nin demokratikleşmesinin önemli bir imkanını tehlikeye atıyor.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi Kürt meselesiyle olmadığı gibi, hiçbir etnik tartışmayla da ilgili değildir. Merhum Özal`ın bir zamanlar eyalet sistemini de tartışmak gerektiği yönündeki sözleri de etnik temelde arayışlara cesaret vermek üzere sarfedilmemişti.

Ne Amerikan ve Alman eyalet sisteminde, ne Fransız, İngiliz ve diğer Avrupa ülkelerinin güçlü yerel yönetim modelinde sorun etnik temelde ele alınmamaktadır. Gelişmiş ülkelerdeki hiçbir idari model, etnik grupları esas alarak oluşturulmamıştır. Bölgesel yönetimler, vatandaşa hizmetlerin en yakındaki yönetim biriminden daha hızlı, daha kaliteli ve katılıma daha müsait biçimde ulaştırılmasını amaçlamaktadır.

Türkiye`de bazı çevrelerin gündeme getirmeye çalıştığı yerinden yönetim anlayışı, ülkede küçük siyasi üniteler halinde yeni ulus devletler yaratmaya matuftur. Bu, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi veya yerinden yönetimin idari model olarak savunulması olamaz. Hele konunun Kürt meselesiyle ilişkilendirilmesi sapla samanı iyice birbirine karıştırmak demektir.

Şehirlerimizi yapabilir kılma ve yönetim kapasitelerinin arttırılabilmesi için gereken yerel yönetimler reformu Türkiye’nin en uzun soluklu gündemidir. Yakın dönemde `kamu reformu` başlığı altında konu yeni ve kapsamlı bir içerikle yeniden ele alınmışsa da süreç bir kez daha akamete uğramıştır.

1950′li yıllarda başlayan toplumsal dönüşümle birlikte büyük kentlere yaşanan nüfus akışı bu kentlerdeki imkanları yetersiz hale getirdi. Fakat merkezi yönetimler bu süreci iyi yönetemedikleri gibi, şehir yönetimleri de bu sarsıcı değişime uyum sağlayacak reforma tabi tutulmadı. Fiilen olduğu kadar yasal olarak da kentlerin yeni durumuna çözüm üretemeyen belediyeler bir yandan kaynak, diğer yandan yetki sorunuyla boğuşmaya başladılar. Gelişmiş ülkelerde devletlerin yeni siyasi yapılanmasının konusu olarak tartıştığı yerel yönetim reformu, Türkiye’de henüz fiziksel ihtiyaçların karşılanması ve kentlerin köklü toplumsal dönüşümlere ayak uydurabilmesi gibi sorunlara çare bulmak için konu edilmektedir. Şehirlerimizde daha temel sorunları halledememiş olmamız, yerel yönetimler reformunu devlet aygıtının siyasi organizasyonu bakımından tartışmaya kadar daha çok uzun yolumuz olduğunu göstermektedir.

Yerel yönetimler reformu, gelişmiş ülkelerdeki yerel yönetimler düzeyinin yakalanması için vazgeçilmez gerekliliktir. Merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki vesayet ve etkisi Türkiye’de gerçek anlamda bir yerel yönetim modelinin oluşmasını engellemektedir.

Halihazırda yerel yönetimler, karar organı seçimle belirlenen ama merkezin emirlerini yerine getiren çarpık bir yapıyla icraat yapmaya, demokratik katılımı sağlamaya ve kentlilerin hizmetini görmeye çalışmaktadır.

Belediye yasasında 1963 yılında yapılan bir değişiklikle belediye başkanları doğrudan halkın seçtiği tek dereceli seçimle işbaşına gelmeye başladı. Fakat bu değişikliğin yetkilendirme ile orantılı olmadığını söyleyebiliriz. Belediye başkanının halkın doğrudan seçimle işbaşına gelmesi boyutundaki büyük değişimin diğer alanlarda yaşanmadığını tespit edebiliyoruz.

Kuşkusuz kimi dönemlerde yerel yönetimlerde reform adımları atılmaktadır. Merkezi yönetimin bazı yetkilerini yerel yönetimlere devrettiğine dair reform örnekleri var. Fakat hep söylenegeldiği gibi, reforma konu edilen yetki devri halkın seçtiği karar organlarına ve belediyelere değil, merkezi yönetimin taşra teşkilatı olan il özel idarelerine yapılmaktadır. Halka değil merkezi yönetime hesap verme durumunda olan il özel idarelerinin güçlendirilmesini yerel yönetim reformu saymak bu bakımdan yerinde görünmemektedir.

Yerel yönetimlerin özerkliği, Türkiye`nin uluslararası belgelere imza koymasına rağmen reformun konusu bile olamamaktadır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Türkiye tarafından 1991 tarihli 3723 sayılı yasa ile onaylandı. Ancak Ankara, belgenin özerklik ve mali kaynaklarla ilgili maddelerine şerh koymakla fiilen şartnameyi işlevsizleştirmiştir.

Türkiye, ülkemizin ihtiyacına kulak vererek ve uluslararası yükümlülüklerine uyarak mutlaka yerel yönetimler reformunu hayata geçirmesi gerekmektedir. Üstelik İstanbul gibi, hiçbir bakımdan Türkiye`nin diğer şehirleriyle kıyaslanamayacak bir küresel kentin, İstanbul`un ilçesi kadar bile nüfusu olmayan şehirlerle aynı yasal çerçevede yönetilmesini beklemek yanlıştır. Bu dar giysi İstanbul`un nefes almasını engellemekte, sağlıklı gelişmesinin önünü tıkamaktadır.

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }