some_text

Terör baskısı ve demokratikleşme

24 June 2010 -

Türkiye bir kez daha terörün kuşatması altında. Gencecik fidanlarımızın acısıyla sarsılmadığımız gün geçmiyor. Şüphesiz, gençlerimiz mukaddes bir amaç uğruna hayatlarını kaybediyor ve şehitlik mertebesine ulaşıyorlar. Fakat bir ana kuzusunun kısa bir süre için bile olsa evinden ocağından ayrılması acıya neden oluyorken hayatını kaybederek çok daha uzun süreli bir ayrılığın derin üzüntüye yolaçması nasıl inkar edilebilir ki?

Ülkemiz, bir yandan acı veren aile dramları yaşarken, öte yandan terörün kaygı verici ikliminde ciddiye alınması gereken bir anafora sürükleniyor.

Sınır güvenliği kavramının anlamını yitirdiği günlerdeyiz. Kollektif güvenlik duygusu örseleniyor. Büyük kentlerde huzursuz bir hayat hakim olmaya başlıyor. Siyasetin terörün yıldırıcı taktiklerine karşı güçlü duvar olduğu inancı zedeleniyor.

Devlet çaresizlik görüntüsü veriyor. Bundan herkesin endişe duyması gerekir.

Terör baskısının aklımızı, umudumuzu, hayallerimizi ve akla dayalı planlarımızı rehin almaması gerekir. Buna izin verilmemelidir. Türkiye, terör siyasetinin etkisi altında yarı felç hale gelemez. Ne tarihsel birikimimiz, ne de yeteneklerimiz buna müsaade etmez.

Ülkemizin birinci sıradaki sorunu hala demokratikleşmedir. Tamamen yerli imkanlar ve kaynaklarla demokrasimizi geliştirmeyi terör baskısına kurban vermemeliyiz.

Terörün karşısında kuvvetli bilinç oluşturmanın yolu ülkede birlik beraberliği sağlamaktan geçiyor. Bu kesin gerçeği herkes ve her kesim biliyor da neden bunun mümkün olamadığı anlaşılamıyor.

Devlet kurumlarının dağınık görüntüsünün teröre cesaret verdiğini inkar edebilir miyiz?

Birlik beraberliğin öncelikle devletin tüm kurumları arasında oluşturulması gerektiğini söyleyenler hiç haksız değiller. Her terör saldırısı sonrasında medyaya yansıyan suçlama yarışı gerçekten üzüntü vericidir. Bu tartışmadan nasıl bir sonuç elde edilebilir? Herhangi bir kurumu suçlu, diğerini kusursuz ilan etmenin terörle mücadeleye nasıl bir katkısı olabilir? Hükümet de ülkedeki gerilimi azaltarak ılımlı ve diyaloğa açık bir ortamı hazırlamalıdır.

Sevindirici olan şudur ki, tüm siyasi ve toplumsal kesimler terörle mücadelenin sadece güvenlik politikalarıyla mümkün olamayacağına inanmaktadır. Demokrasiye inançsızlık belirten bir tek kişi bile yoktur. Öyleyse hükümetin bu büyük imkanı en verimli biçimde değerlendirmesini bekliyoruz. Siyasi rakipler arasındaki tansiyonun siyasetin müzakereci doğasından kaynaklandığını kabul etmeliyiz. Önemli olan, müzakerenin gereği olan tartışmadan sonra uzlaşma ve işbirliğinin gerçekleştirilebilmesidir. Hükümet de ülkedeki gerilimi azaltarak ılımlı ve diyaloğa açık bir ortamı hazırlamalıdır.

Toplum gerilimden yorulmuştur. Rekabet, seçimlerde iktidar veya muhalefete taraftar olarak sandıkta oy kullanmanın ötesine geçmemelidir. Çünkü sokaklarda siyasi ayrışmanın yaşanması ülkemiz için tam bir felaket olur. Terörle mücadelenin en önemli ayağının toplumsal bütünlük olduğunu asla akıldan çıkarmamalıyız. Siyasetçiler, toplumsal bütünlüğe darbe vuracak gerilimden uzak durmalıdırlar.

Türkiye`nin daha fazla demokrasi için yılgınlığa düşmeden ileriye doğru koşmaya devam etmesi gerekmektedir. Bütün farklılıklara rağmen üzerinde ittifak edilmeye değer yüksek ufuk bu olmalıdır.

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }