some_text

Şimdi söz yeni siyasetin

16 June 2010 -

Değerli Dostlarım,

Benim için önemi ve anlamı büyük olan bu günün heyecanını, daha da önemlisi dostluğu paylaşmak için geldiniz. Davetimize icabet ettiniz.

Hoşgeldiniz, şeref verdiniz.

Neden yeni siyaset? Eski siyasetten şikâyetimiz mi var?
Detaylara girmeyeceğim.

Dış politikada, iç siyasette, ekonomide, güvenlikte, sosyal yapımızda sıkıntılarımız, açmazlarımız artıyor.

Gerilim, kamplaşma ve kutuplaşma olgusu siyaset erbabından toplumsal zemine kayıyor.

Terör, uyuşturucu, şiddet, yozlaşma problemi giderek büyüyor.

Adaletten, üniversitelere kadar en güvenilmesi gereken kurumlarımız bile tartışılır hale geldi.

Şehirlerimiz sosyal patlamaya hazır bombalara dönüşüyor.
Suç patlaması yaşanıyor.

Ekonomik veriler endişelerimizi arttırıyor. Resmi veriler halkın durumuyla örtüşmüyor. “Kitapta yazan başka, sokakta gezen başka.”

Tarımdan sanayiye yatırım ve üretim kabiliyetimizi kaybediyoruz. Rekabet gücünü zaten çoktan kaybettik. İhracatta ithalatın payı 30’du, bugün 74. Borçlanma, dış ticaret açığı, işsizlik, kapanan kepenkler artıyor.

Türkiye, dünyada en yüksek faizi ve vergiyi veriyor. En yüksek elektrik, akaryakıt, doğalgaz ücretini ödüyor. Ama bu ağır yük, yatırım ve kalkınma olarak halka geri dönmüyor.

Yabancı yatırımcı gelmiyor, yerliler kaçıyor.
İthalata ve tüketime endeksli yapı ile zenginleşmiyoruz, fakirleşiyoruz.
Reel büyüme ve kalkınma hızı çok düşük.
Özetle: Sosyokültürel açık, ekonomik açık, siyasi açık giderek büyüyor.
Türkiye’yi yönetmek giderek zorlaşıyor.
Biz nelerle oyalanıyoruz, gündemimizde neler var; dünya nelerle ilgileniyor…
Sorun, Türkiye’nin kendini iyi yönetememesidir.
Siyasetin çözüm üretememesidir.

Bu böyle devam edemez. Halk “durumum iyi değil” diyorsa, beklentileri değişmişse, bir şeylerin değişme zamanı gelmiş demektir.

Bu hale gelişimizde herkesin bir nebze kusuru vardır. Ama yöneten durumda olan, liderlik ve öncülük üretmesi gereken siyaset kurumunun rolü ve günahı en fazladır.

Son 50 yılda siyasetçi hırpalanmış, tu kaka edildiği olmuştur. Ama kısa bazı dönemleri istisna olarak kabul edersek geldiğimiz tablonun sorumlusu siyasetçilerdir.

Halkla devlet arasındaki köprü siyasettir. Bu köprü yıkılırsa halk bir tarafa, devlet bir tarafa savrulur. Durum kurumların idaresine dönüşür, kopukluk oluşur, devlet boşluğu oluşur.

Denir ki, siyaset bir ülkeyi yönetmenin ilim ve sanatıdır. En az imkânla en fazla sonucu üretme sanatıdır. Bu açıdan baktığımızda, siyaset, ayak oyunlarından, seçim kazanmaktan ibaret değildir. Seçim kazanmak beceri işidir. Liderlik üretmek, devlet yönetmek, hükümet etmek kültürü gerektirir. Çözüm bulmak, sonuç üretmek, bilgi, birikim, tecrübe gerektirir.

“Pozitif siyaset” diyeceğimiz bu anlamıyla herkesin siyaset kurumuna sahip çıkması gerekir. Siyasetten kaçarak ülkeye de, demokrasiye de sahip çıkmak mümkün değildir.
Güzel ve yalnız ülkemiz bir emanettir.

Bu ülkeye sadakatle bağlı olanların, ekmeğini yiyip suyunu içenlerin söyleyecek bir sözü, yapacak bir şeyi olmalıdır.

Ben ülkeme, milletime, coğrafyama, tarihime aşığım. Yapabileceğim bir şeyler varsa yapmaya çalışıyorum.

Karamsarlığın, umutsuzluğun, çözümsüzlüğün arttığı şu ortamda yeni bir umut, yeni bir soluk oluşturmalıyız diye düşünüyorum.

Derler ya, bir çığlık bir çığ oluşturabilir ya da kelebeğin kanat çırpması fırtınalara yolaçabilir. Bunun gibi, bendeniz de bir şeyler yapmamız gerektiğine inanıyorum.
Bu inanç doğrultusunda Türk siyasetine bir kitap çalışmasıyla katkıda bulunmak istedim.
Kitap yazmak zor iştir, cesaret işidir. Hele siyasilerde pek görülmez. Emeklilikte hatıralar yazılır ama aktif dönemde analiz yapmaktan, geleceğe dair fikir, program ve proje ortaya koymaktan ürkülür. Biz bu duyguları aşarak bugüne ve geleceğe dair düşünce ve öngörülerimizi ortaya koyduk.

Olaya, iktidar veya muhalefet olsun, herhangi bir parti karşıtlığı veya taraftarlığı şeklinde yaklaşmadık, peşin hükümle, kişisel önyargılarla hareket etmedik. Bir milletin ve ülkenin geleceğine yön verebileceği ihtimaline binaen görüşlerimizi objektif, sorumluluk duygusu ve bilinci ile ifade ettik. Somut program ve projeler ortaya koymaya çalıştık. Hangi görüşten olursa olsun kitabımızı tüm Türkiye’nin istifadesine takdim ediyoruz.

Neden yeni siyaset?

Çünkü eski siyasetten şikâyetlerimiz var.

Dilinden, üslubundan, içeriksizliğinden, nezaketsizliğinden, sonuç üretememesinden şikâyetimiz var.

Argosu ve egosu yüksek siyaset üslubundan şikâyetimiz var.

Ayrıştıran, barıştırmayan siyaset tarzından şikâyetimiz var.

Herşeyi yutup tüketen, kavramların bile içini boşaltıp yokeden siyaset anlayışından Türkiye kurtulmalıdır.

Kötü yönetimin alternatif maliyeti, yani pasif zararı genelde görünmez ama bedelini halk mutlaka öder.

Esas olan; barışı, birliği, bilgiyi çözümü üreten, daha çok demokrasiyi, özgürlüğü, hukuku, hoşgörüyü, zenginliği, huzuru, sevgiyi vareden pozitif yeni siyaseti inşa etmektir.

“Eski siyaset” dediğimizde, kronolojik eskiden sözetmediğimiz gibi, “eski lider” dediğimizde de biyolojik eskiden sözetmiyoruz.

Eski lider, zihinsel eskiliktir ve eski siyaset yeni dünyayı kavrayamayan, çözüm üretemeyen siyasettir.

Türkiye yeni siyasi liderliğini yaratmalıdır.

Güçlü ekonomik ve sosyal kaynaklarımızın yönetimi ile Türkiye, küresel toplumda saygın yerini alacaktır.

Türkiye bugün bu kavşaktadır. Yola devam edebilmek için kurucu fikirlere ihtiyacımız var. Bizler kuruluş ve kurtuluşun destanını yazmış toprağın çocuklarıyız. Defalarca yeniden başlamışız. Yenilikten korkmamak, bizim genetik bilgimiz, korkmamalıyız.

Bu akşam burada size takdim ettiğim “Yeni Siyaset” kitabını, kurucu fikirlere en çok ihtiyaç duyulduğu tarihsel bir dönemde yayınlamış bulunuyoruz.

Bu kitap, uzun yıllardır bu konular üzerinde düşünen bir zihnin, ama aynı zamanda pratiğin içinde de teyit ettiği tecrübesinin ürünüdür.

Yeni Siyaset’te siyaset kurumu önder ve taşıyıcı güç olmalıdır. Bu fonksiyonlarını da bir köke, bir temele dayandırmalıdır. Binalarda yükü çeken bu temellerdir. Başlama noktamızı, değerler zemininde felsefi ve ahlaki temelleri olan siyaset anlayışını inşa etmek olarak öneriyoruz.

Yol haritamız, 3-B diye özetlediğimiz barış-birlik-bilgi ekseninde seyretmektedir.
Kitapta, bu çerçevede nasıl köklü değişimler gerçekleştirebileceğimizi; güç, zenginlik ve uygarlık oluşturabileceğimizi ifade etmeye çalıştık.

Doğru algılamamız gereken yeni bir dünya var ve bu dünya bizi global bir kavşağa sürüklüyor. Tercihlerimiz geleceğimizi belirleyecek: Ya iyi bir çıkış ya da kötü bir çöküş.
Avrasya-Ortadoğu-Atlantik güzergâhında saygın, sorumlu ve verimli çıkışın yolunu arıyoruz.

Küresel değişkenlerin ince ayarında, ulusal güvenlik kavramını yeniden ele alırken, aktif caydırıcılık ve nitelikli büyüklük için güçlü Türkiye’nin nasıl inşa edilebileceğini araştırıyoruz. Bu konunun önemi son Marmara gemisi olayında açıkça görüldü.
Yerel-Milli-Küresel kavramlarının oluşturduğu paradoksu nasıl aşacağız?

Bu yaklaşım içinde yeni siyaset, kurucu iç politikaları nasıl geliştirilmelidir? Yöneten Türkiye’yi inşa etmenin vazgeçilmezleri nelerdir? 200 yıldır süre gelen değişim sürecini hangi noktalara taşıyacağız? Eksenimiz ne olacak?

Kitabımızda bu soruları cevaplamaya çalışıyoruz.

Bir konuya vurgu yapmak istiyorum.

Türkiye’nin iyi yönetilmesinin birlikte yönetmekten geçtiğinin farkında olmalıyız. Kendi doğrularını topluma dayatmanın acı faturaları siyasi tarihimizin hafızasında tüm canlılığıyla yeralmaktadır.

Son zamanlarda, özellikle anayasa değişikliği sebebiyle sıkça gündeme gelen, adalet felsefesi, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, kanun devleti, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı gibi kavramlara ve sistemin nasıl çalışacağına açıklık kazandırmaya gayret ettik.
Güçlü toplum-güçlü devlet ilişkisine dayalı çoğulcu ve katılımcı bir düzenin nasıl kurulabileceğini; güvenli, erdemli, yönetebilen bir demokrasiyi nasıl oluşturabileceğimizi; yerel yönetim reformu ve kentlerin küresel rekabete nasıl hazırlanabileceğini yeni iç siyasetin alanı olarak irdelemeye çalıştık. Kamu yönetimi ve anayasal haklar konusunda bütünleştirici ve özgürleştirici siyaset yaklaşımı olarak yeni bir siyasal sözleşmeyi teklif ediyoruz.

Yeni Siyaset’in iktisadı, üreten Türkiye’nin inşası ve tüketim ekonomisinin ıslahı üzerine kurguludur. “Her şey üretim için’’ ve “Üretimin ve kazanmanın önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır’’ temel yaklaşımı vardır.

5-T atılımı ve açılımı önceliklidir: Teknoloji, tarım, tekstil, turizm ve ticaret.
Bilime dayalı organize ve nitelikli tarım, hayvancılık, ticaret ve endüstri bölgeleri oluşturulmasını teklif ediyoruz. Bunların açılımlarını ortaya koyuyoruz.
Üretimde katma değer esastır. Eğitim, AR-GE ve finans sistemi üretim için seferber edilmelidir. Küresel bir pazar ağı ile de desteklenmelidir. İthal ikameci değil, ihraç esaslı bir düzen kurulmalıdır. Bunların tarifini yapıyoruz.

Üretimi ve üreticiyi kurutan bu ters düzen kökünden değiştirilmelidir.
Allah’ın her türlü nimeti bahşettiği bu güzel ülkede, gerek doğal kaynaklar ve ekonomik sektörler olarak, gerek nitelikli iş gücü/sosyal sermayeyi geliştirme adına, yetenek yönetimi sürecine geçilmesinin nasıl olabileceğini anlatıyoruz.

AR-GE’de 172., Bilgiyi kullanmada 62. sırada yer alan Türkiye’nin bilgi devrimine acil ihtiyacı var.

Bilgiye dayalı siyaset, bilgiye dayalı verimli devlet yapısı ile birlikte bilgi ekonomisi hayata geçirilmelidir. 21. yüzyılın acımasız rekabet ortamında gerektiği gibi yarışmanın bütün şartları hazırlanmalıdır.

Son olaylar vesilesiyle İsrail ile ilgili çok hamasi sözler dinledik. Sonuç bir milim değişmedi. Değişmez. “5000 yıllık ordu milletiz” diyoruz. Silahlarımızın reorganizasyonunu 60 yıllık İsrail’e yaptırıyoruz. “Kaç bin yıllık tarım toplumuyuz” diyoruz. Topraklarımızın kalitesini 60 yıllık İsrail’e ölçtürüyoruz. Tohumumuzu çöl İsrail’den alıyoruz.

57 İslam ülkesinin, yani 1 buçuk milyarlık İslam âleminin -Türkiye de dahil- küresel ekonomiye katkısı 13`tür. Bu oran bir Almanya kadardır ve bir Japonya etmemektedir.
Türkiye’nin 10`da 1’i Yunanistan ve Norveç’in deniz ticareti geliri, Türkiye’nin 20 katıdır. Türkiye’nin 10`da 1’i Finlandiya’nın ormancılık geliri Türkiye’nin 10 katıdır. Türkiye’nin 10`da 1’i Hollanda’nın tarım geliri Türkiye’nin 20 katıdır.

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Bunlar, bilgiye dayalı olmayan, hamasete ve husumete dayalı siyaset tarzının Türkiye’yi gelip bıraktığı noktanın acı gerçekleridir.

Bu olumsuzluğa dur demek üzere kitapta birçok program ve projeyi detaylarıyla birlikte açıkladık.

Özetle bazı tekliflerimiz şunlardır:

-Planlama ve koordinasyon için Bilim ve Teknoloji Bakanlığı kurulmalıdır.
-AR-GE giderleri ve teknolojik gelişim için Bilim ve Teknoloji Fonu kurulmalıdır.
-Genetik, ileri teknoloji, nano teknoloji, uzay teknolojisi, tekno-parklar kurulmalıdır.
-Gerekli finans için Türkiye Teknoloji Bankası (Tekno-Bank) kurulmalıdır.
-Ekonomi ve Dış Ticaret Bakanlığı kurulmalı, tek merkezli yönetim oluşturulmalı, bürokrasi basitleştirilmelidir.
-DPT devletin stratejik beyni haline getirilmelidir.
-İhtisas illeri-köyleri yaklaşımı hayata geçirilmelidir.
-Proje Türk ve AR-GE konusunda özel bir merkez kurulmalıdır.
-Eğitim sistemi bu bakışla yeni baştan ele alınmalıdır. Meslek eğitimi öncelenmelidir.
-Üretim ekonomisinin desteklenmesi için vergi, akaryakıt, elektrik, istihdam, faiz gibi konularda bindirim değil indirim şampiyonu olmalıyız.

Enerji, gelecek adına çok ciddi bir problem ve kriz olarak kapımızda duruyor. Bu konunun çözümü için öneriler oluşturduk.

Madenlerimiz 10 trilyon dolar, ama elimizi süremiyoruz.

Kısacası, yeni ekonomik anlayış çatışma ve çatma değer üreten değil, katma değer üreten bir yaklaşımı ortaya koyuyor.

Yeni siyaset ve ekonomiyi yeni sosyal hayatın temelleri üzerinde yükseltebiliriz.
Bu açıdan huzurlu, güvenli, müreffeh, mutlu ve umutlu bir sosyal hayat için hukukta, devlet hayatında, ekonomik alanda yapılması gerekenleri ortaya koyduk. Adil bölüşüm ile paylaşan Türkiye’nin güven duygusunun rasyonel ilkelerini göstermeye çalıştık.
Yeni siyasetin anlayışı olarak, “aktif sosyal devlet” kavramını teklif ve tarif ediyoruz.
“Aktif sosyal devlet” önce fakirleştirip sonra iaşe dağıtan değil, yurttaşını eğiterek ve koruyarak nitelikli onurlu bireyler haline getiren, iş bulan, zenginlik üreten bir devlet yaklaşımıdır.

Herkesi hasta edip süründüren değil, insanlarını koruyarak hasta olmasının önüne geçen yaklaşımdır. Aktif sosyal devlet anlayışı, ailesini, kadınını, gençliğini her türlü sıkıntıdan, tehlikeden koruyabilen anlayıştır.

Ayrıca, sosyal alanın korunması, sivil alanın güçlenmesi, kamu denetiminin arttırılması bağlamında yeni bir tecrübe olarak, “sosyal liberal vizyonu” ortaya koyuyoruz. Üreten, ürettiğini hakça paylaşan, yeteneklere ve teşebbüse özgür ortamda fırsat yaratan bir yaklaşımıdr bu.

Yeni siyaset anlayışı, etik ve estetik değerlerin kurucu yolgöstericiliğine inanır. Bir medeniyet ufku taşır. Özgür iletişim, yüksek kültür, derin hoşgörü, inceltilmiş estetik gibi kavramları önemser. Yeni Siyaset’e göre “kültürün iktidarı’’ ancak sanat ve bilimin sütunları üzerinde yükselebilir. En sonunda ve en önemli konu olarak; başarmak ve arzu edilen hedefe ulaşabilmek için gerekli olan hoşgörülü ve dirayetli liderlik nasıl olmalıdır, yöneten akıl ve proaktif önderlik nasıl oluşturulmalıdır?

Bütün bu sorulara kitabımızda cevap ve çözüm aranmaktadır.
Yüce Mevlana ne güzel söylüyor: “Biz toprağa aşktan ve sevgiden başka hiçbir tohum ekmeyiz.’’ Biz de kendimizce bir tohum serpmeye çalıştık.

Yılların birikimiyle, ama son 5 yılda daha da yoğunlaşmış bir çalışma ile bu kitap hayata geçti. Fikirlerimi, görüşlerimi bürokrasiden, üniversiteden, medya, fikir ve sanat dünyasından, sivil toplum örgütlerinden, siyaset dünyasından, birçok dostumla paylaştım, üzerinde tartıştım. Katkıları dolayısıyla hepsine teşekkür ediyorum. Ciddi destek veren çalışma arkadaşlarıma, aileme, yayını ve dağıtımı üstlenen dost kuruluşlara da teşekkür ediyorum. Bu tanıtım toplantısının gerçekleştiği Point Otel yönetimine ve ekibine de teşekkür ediyorum.

Değerli Dostlarım,

Bir hususa değinip konuşmamı bitireceğim.
Bu kitap vesilesiyle yeni bir parti kurulması arayışı içinde mi olduğumuz sorusunun akla gelebileceğini tahmin ediyorum.

Bugün ihtiyaç olan yeni bir parti değil, yeni fikirler ve yeni projelerdir, yani yeni siyasettir. Bunun için mevcut kadroların tasfiyesi gerekmez. Eldeki enstrümanlarla bir orkestra yapmak mecburiyetindeyiz. Önemli olan yeni tarz siyaset için toplumsal bir talep, politik bir iklim oluşturabilmektir. İklimine göre siyasetin aktörleri ortaya çıkar. Vurmanın, kırmanın, bağırmanın, hakaretin değer bulduğu ortamda bu işleri iyi başaranlar değer bulur öne çıkar; yani eski siyasetin aktörleri. Hoşgörüyle, başarıyla, birliğe, bilgiye dayalı siyasetin, nezaketli üslubun, efendiliğin değer bulduğu iklimde de buna uygun siyasetçiler öne çıkar, etkili olur.

Yeni tarz siyaset, hamasetle husumet arasına sıkışmış Türkiyemizde çözüm ve çıkış yollarını ortaya koyar, peşinden takılacağımız bir umut üretir. Sorunlarla boğuşan değil dünya ile yarışan bir ülke hayal eder.

Yeni siyaset, Türkiye’yi parlak geleceğe götürebilecek küresel bir çıkış üretmeyi amaçlar. Bugün geldiğimiz kavşakta yapacağımız toplumsal tercih, ülkenin yönünü ve kaderini belirleyecektir. Tam bu noktada hangi görüş ve kesimden olursa olsun aydınlara, medyaya, sivil toplum kuruluşlarına, siyasilere, tüm milletimize büyük bir rol ve sorumluluk düşüyor. Biz mütevazı bir çalışmayla sorumluluk aldık. Temenni ederim ki büyük milletimizin kutlu yürüyüşünde bir katkısı olsun.

Teşrifleriniz için tekrar teşekkür eder, hepinizi en kalbi duygularımla selamlarım.

Şimdi söz Yeni Siyaset’in.

{\rtf1\ansi\ansicpg1252 {\fonttbl\f0\fnil\fcharset0 ArialMT;} {\colortbl;\red255\green255\blue255;\red51\green51\blue51;\red255\green255\blue255;} \deftab720 \pard\pardeftab720\sl360\partightenfactor0 \f0\fs26 \cf2 \cb3 \expnd0\expndtw0\kerning0 \outl0\strokewidth0 \strokec2 }